çatı tamiratı son

Posted in normalized on June 8th, 2010 by reşat

8 haziran 2010 salı saat 09:12
Dün gece 11de uyudum ve bugün 7de kalktım. Uyudum, gerçekten uyudum, sahici uyudum. Rüya gördüm, renkli rüya gördüm. Gerçekten gördüm. Uyandığımda yağmur yağıyordu. Ne güzel şey yağmur. Tamir olan çatının oluklarından foşur foşur akıyor yerlere.

Budan önceki dört gün ne oldu diye soracak olursanız, anlatmamayı tercih ediyorum. Mutlu sonları seviyorum.

çatı tamiratı 4

Posted in normalized on June 3rd, 2010 by reşat

04 Haziran 2010 perş saat:16.29

Bugün finallerin 4, çatı tamiratının 5. günü. Çok az, belki 15 dakikalık bir uyku uyuyabildim dün gece. Ona da uyku denemez tabii, belki bir sızma olabilir. Bir an için kendimden geçmişim, sonra uyandığımda saat sadece 15 dk ilerlemişti, oysa ben ne fazla rüya görmüştüm, birbirinden post-apokaliptik rüyalardı, ama sadece temalarını hatırlıyorum, içeriğini hiç hatırlayamıyorum.

Uyuyamamaktan nefret ediyorum. Tüm bu saplantılı güm güm seslerinden de nefret ediyorum. Uyuyamayıp, buraya gelip yazı yazmaktan da nefret ediyorum. Ama zaman geçiyor işte. Cinnet dedikleri tam olarak bu olsa gerek.

Uyuyamayıp okula gidip, bok gibi iki tane sınava girip, bok gibi cevaplar verip, boka batıp çıkıp, bok benzemiş bir şekilde eve geldim .Çünkü bu bok çuvalları yine evde güm güm yapıyorlardı. Çatıyı onarıyorlardı. Eve gelip uyuyamayacağımı bilmek çok sinir bozucuydu. Her şeye küfretmekten kendimi alamıyorum. Sanki kontrolü yavaş yavaş başka birine devremiyormuşum gibi, bana hiç benzemeyen biri. Sanki geriye çekilip olan biteni izliyorum bazen. Trans müziği kulaklıkla dinleyince, o baslarını daha şiddetli kulak zarımda ve çekiç örs üzengimde hissedince, acayip bir dans yapmak istiyorum. Bir yerim kırılana kadar sert sert yere vurmak, o güm güm sesleri çıkarmak, delice zıplamak, her şeyi parçalamak, bazen motorda aklıma geliyor bu. Böyle yapıp atlasam denize, ne güzel olur. Denizden nefret etmiyorum.

Taa geçen yıllarda, woolfun dalgalarını okurken dinlemek için internetten 7 dakikalık dalga sesi indirmiştim. Biri kaydetmiş işte, 7 dakika dalga haşır huşur, çok anlamsız, çok güzel. Onu konsantre olup dinleyebildiğim zamanlar bazen neredeyse iyileştiğim sanıyorum. Hiç birşey hissetmiyorum. Kendimi kumsalda buluyorum. Sarı sıcak kumlar, mavi serin deniz, ve onun ritmik dalgaları. Denizi çok özledim. Uyumak istiyorum, deniz kenarında bir yerde uyumak, dalga sesinde uyumak istiyorum. Uyumayı çok özledim. Ah bir uyuyabilsem.

Belki gerçekten delirdim, ah bir uyuyabilsem.

çatı tamiratı 3

Posted in normalized on June 3rd, 2010 by reşat

02 haziran 2010 çarş. saat:16.52

Her şey daha da kötüye gitmeye başladı. Olacak gibi değil. Her şey sinirime dokunmaya başladı. Ve baş ağrısı geldi yerleşti beynimin içine. Onu çıkarıp atamıyorum. Kafamı koparım atmak istiyorum. Her şeyden nefret ediyorum. Bu televizyondaki spikerlerden, olaylardan, insanlardan, çatılardan, ustalardan, çekiçlerden, dan dan dan seslerden nefret ediyorum.

Trans müziğe başladım. Beynimi uyuşturucu sert ritimlerle yukarıdaki sanki bir ilahi olan ritmi bozmaya, onu yenmeye, onu yoksaymaya, onu aşmaya çalışıyorum. Bazen belki bir iki dakikalığına onu yeniyorum. Sonra tekrar yeniliyorum. Çok uykum var, ve uyuyamıyorum.

Uyuyamadıkça sinirlerim kat kat artıyor. İnsanlara dik dik bakıyorum, trafikte her şeye sinirleniyorum. Kötü geçen sınavlardan sonra hocalara küfrediyorum, insanlara, her şeye sürekli küfrediyorum. Tüm hayatım boyunca ettiğim küfürlerin toplamını bu son 2 günde ettim. Hayatımda şimdiye kadar sinirlendiğim dakikaların toplamının 10 katı kadar bu iki günde sinirlendim. Ve bu çok yıpratıcı bir etki bıraktı üzerimde. Belki uykusuzluktan ve uyuyamaktan bilmiyorum ama her şeyi bok gibi hissediyorum. Yani boka benzedi her şey. Başlangıçta içten içe hoşuma gidiyordu, belki bir final procrastination’ı olarak, hikayeleştiriyordum, biraz da abartıyordum belki. Ama şimdi gerçekten tehlikeli sınırlara doğru ilerliyor, hem baş ağrım, hem sinirlerim, hem uyuyamamam. Gerçekten bir oyun gibi başladığım şeyin tehlikesini görüyorum şimdi. Delirmek işten bile değil. Ve gidebileceğim bir yer yok.

Bugün eczaneye uğrayıp kuvvetli ağrı kesicilerden aldım, uyuşturucu bunlar galiba. Bir tane içtim, kaç saat geçti etkilemedi. Sonra ikinciyi içtim, bu biraz daha etkin oldu. Hatların bozuk olduğu bir telefon görüşmesinde karşı tarafın sesini sanki çok uzaktan duyuyormuşsun gibi şimdi acıyı bu şekilde hissediyorum. Sanki çok uzaklarda birşey ağrıyor, ama sesi az geliyor, o yüzden daha tahammül edilebilir. İnsan ne kadar değişiyor bu ilacı içince. Sanki içinde umursamazlık iksiri var. Şu anda, gerçekten, daha önce umursadığım, önem verdiğim hiçbirşeyi umursamıyorum. Aklıma teker teker getirip hepsinin köküne kibrit suyu diyorum. Ama hala sinirliyim, ve uykusuzum. Bunları yazarken bile ağrı kesicinin umursamazlık etkisini hissediyorum parmaklarımda.

Bu tekno müzik, komşuları rahatsız eder mi diye aklıma getirdim -çok hardcore, çok anlamsız, ve çok hızlı ritimli. Sonra küfürlü bir şekilde ederse etsin dedim. Yani sikeyim ya, ederse etsin dedim. Bok diyorum bir de sürekli. Biri bana herhangi bir soru sorduğunda ona bok diye cevap veresim geliyo. Sınavda hocanın yorum sorularında boka benzemiş yazasım geliyor. Bu ağrıkesiciden içip sınava girsem kesin yazarım. Pipeline Architecture’da hazards olursa ne olur? Bok olur.

Gerçekten boka battım.

çatı tamiratı-2

Posted in normalized on June 3rd, 2010 by reşat

2 haziran 2010 çarşamba, saat 04:13

Bütün gece uykusuzlukla, baş ve karın ağrısıyla ve ayrıca sıkıcı bir dersle mücadele ederek saati 11 yapmaya çalıştım. 11 olunca uyuyup, sabah 8de uyanıp her şeyi yerli yerine, eski haline getirmeyi umuyordum. 11de yattım, uyumakta epey zorlandım. 12ye doğru uyumuşum sanırım, ve 15 dk önce uyandım, ve yine o sesler. Güm güm güm. Ve güm güm. Ve de gümmm. Hiçbir ritim yok. Ve aslında ses çıkaran da yok, sesler kafamın içinden geliyor, ne zaman gözlerimi kapasam, birisi bir yere vuruyor, ya da beynimin üstünde zıplıyor, ya da ramazan davulu çalıyor, ya da uzak doğudaki müsabakalarda başlangıç gongunu çalıyor, ya da birisi düğünde silah atıyor, ya da belediye yine anlamsız havai fişeklerinden atıyor. Ne olduğu umrumda değil, uyuyamıyorum. Sanırım gördüğüm rüya yüzünden oldu.

Rüyamda uyuduğumu gördüm, çok huzurlu uyuyordum. Nevresimler ve oda duvarlarının rengi bembeyazdı. Gündüz ortasıydı, perdeler de bembeyazdı, dışarıda çok parlak bir güneş vardı ve bu güneşin beyaz ışığı perdeden filtrelenerek içeri giriyordu. İçerisi tam bir beyazlık içindeydi, pür beyazlık. Ben de mışıl mışıl uyuyordum. Sonra odanın beyaz kapısı birden açıldı, içeriye birden çelik girdi. Evet bildiğin çelik, şarkıcı çelik, atatürkçü çelik. Ve bana doğru bağırdı, dum kah kah, dum kah kah.

Ben küçükken çeliği çok severdim. Kardeşim de burak kutu severdi. Sonra bunlar klip çekince kral tvde top 10 gibi birşey vardı, orada sıralamaya girerlerdi. Kardeşimle biz ordan yarışırdık. Haha çelik nasıl çaktı oğlum diye kardeşime takılırdım. Bütün kasetleri vardı bende, her kasetinde atatürke şarkı yapardı. Epey küçükken atatürkün öldüğünü öğrenmiştim, biraz üzülmüştüm. Çünkü adını çok duyuyordum, iyi birine benziyordu, ölmesi beni üzmüştü. Sonra çeliğin şarkılarını dinleyince, gizliden gizliye atatürkün çeliklerin evinde oturduğunu, veya gizlendiğini veya korunduğunu filan düşünmeye başlamıştım. Çünkü şarkılarında hep sanki onunla görüşüyormuş havası vardı. Anneme dedim, anne atatürk çeliklerde mi oturuyor dedim, o da ,yok oğlum öldü dedi. Aklım almıyordu bu işi, neyse işte bu çelik, rüyamda bana musallat olup dum kah kah, dum kah kah dedi. Bir de ne çirkin adamdı ya, onu görünce epey korktum, hemen sıçradım yataktan, bu sefer adamakıllı terlemişim. Ve baş ağrım devam ediyor. Üstümü değiştirip tekrar uyumayı denedim, yok olmadı, ne zaman gözümü kapatsam sabahki güm güm sesleri. Takmıştım bir kere kafayı.

Ve sonra kalktım, içeri geldim, bilgisayarı açtım, 2. günlüğümü aynı gün içinde yazdım. Ama aslında saat 12yi geçtiğine göre bu 2. günün yazısı olabilir. Ama bu gün içinde bir yazı daha yazabilirim gibi geldi. Çünkü ortam çok cinnet olmaya başladı. Ve ben gittikçe sinirleniyorum.

çatı tamiratı-1

Posted in normalized on June 3rd, 2010 by reşat

1 Haziran 2010 salı , saat: 15:21

Sanki hayatımda ilk defa başım ağrıyormuş gibi. Tüm sinirlerim gergin. Evet fiziksel olarak gerginlik var, kopacakmış gibi sanki gerinmeye çalışsam. Bugün çatı tamiratının başladığı 3 gün oldu. Çatı tamiratı demek sabah 9dan akşam 6′ya kadar evin çatısında bir takım adamların güm güm güm birşeylere vurması demek. Hiç durmamaları demek. Hiç ara vermeden vurmaları, kafanı şişirmeleri demek. Ve eğer finalleriniz varsa ve evde kalıp ders çalışmanız gerekiyorsa, eğer geceleri oturup gündüzleri uyumayı seviyorsanız ve tepenizde birileri güm güm diye ses çıkartarak, sanki delicesine zıplayarak yapılan bir embesil dansı gibi hiç durmadan zıplıyorsa, çatı tamiratı demek, cinnet demek. Ama başlarda hiç bu kadar zor değildi.

İlk günlerde onu hafife aldığımı hatırlıyorum. İlk iki gün bu aralıksız ve bir ritimden yoksun vuruşlara katlanabileceğimi sanmıştım. Hatta keşke ritimli olsalar diye düşünüp, ritimli gibi vurduklarında onlara eşlik bile ettiğim olmuştu. Gündüzleri de erkenden kalktığım için uykumun büyük bölümü sağlıklı gece uykusuydu. Sanki sadece ufaktan sinir edici birşey gibiydi ama, yoksayılabilirdi. Ta ki, bu sabaha kadar.

Bu sabah 11de sınavım vardı, ben de geceden ders çalıştım, sonra geç oldu, uykum geldi, yemek yiyip uyudum. Sabah uyandığımda saat 9.15 civarıydı. Tepemde birileri zıplıyordu. Güm güm güm ve gümgüm. Sonra gümgümgüm. Sonra güm. Kaçış yoktu, uyanmalıydım. Uyanmaya çalışırken farkettim ki, çok fena başım ağrıyor - ki benim başım hiç ağrımaz. Ne yapsam geçmedi, çünkü yukardan biri sanki beynimin içinde zıplıyordu. Güm güm. Sonra gügügügüüm. Sonra gümmmmmm. Hiçbir ritmi yoktu. Çok doğaçlamaydı.

Bütün gün, yani şimdiye kadar baş ağrısıyla gezince başı ağrayan insanları anlamaya başladım. Pek yaşanılası bir hayat değildi. Sonra bu baş ağrsının sinirlenmeye doğru geçirdiği evrimi sanki dışardan bir gözle izledim. Neredeyse normal insanlar gibi sinirlenmeye başladım -ki ben pek sinirlenmem. Sinirlenince saçmalayan insanları anlamaya başladım. Hiç güzel bir yaşam tarzı değildi, sinirli hayat. Sürekli saçma şeylere sinirlenip, sonra saçma şeylere sinirlendiğini farkedip kendine sinirlenip, sonra kendine sinirlenmenin manasızlığını kavrayıp her şeye sinirlenip insanın kendi ve her şeyden soğuması olayı gerçekten pek güzel değil. Ama tüm bunların katlanarak artması beni gerçekten korkutuyor.

Hafif cinnet ortamına girdiğimi ayrımsıyorum. Çünkü hala, şu anda bile, güm güm güm güm güm, durdu. Güm güm gümmm, durdu. Sanki bir lanet gibi, akşam 6ya kadar durmayacağını bildiğin bir lanet. Evden kaçmak lazım evet. Ama ders yapmam da gerek. Dışarda ders yapmak çok sıkıcı, ayrıca dışarısı çok sıcak. Ayrıca evde güm güm güm ve güm. Tekrar güm. 6ya kadar durmak yok. Çok uykum var.

Eve gelince çok sevdiğim öğlen uykusunu uyumaya karar verdim- ki ben boşsam mutaka öğlenleri 1 saat uyumayı adet edindim. Ama bu güm gümlerle olmayacağını farkettim. Yine de bir umut yatağa yattım. Güm güm güm. Gözümü kapadım, başka şeyler düşünmeye çalıştım. Ama güm güm güm. Yok olacak gibi değil. Sonra aklıma pamul geldi. Pamukla kapattım kulaklarımı. Ama bu sefer de titreşim. Evin her yerinden titreşim geliyordu, her yukarıdan vurduklarında. Ve bu titreşimler en az sesleri kadar rahatsız ediciydi, veya ben çok kötü bir durumda olduğum için rahatsız oldum-ki ben normalde pek birşeyden rahatsız olmam. Gece uyuduğum kısa uyku, baş ağrısıyla uyanmam, sonra öğlen uyuyamam, beni yemek yemeye teşvik etti.

Ben de acıkmadığım halde birsürü şey yedim. Dondurma almıştım -ki bayılırım, erik almıştım -ki hastasıyım, bir de şiveps mandalina onlardan yedim içtim. Hem de çok. Sonra güm güm güm. Sinir bozucu bir şekilde, tvye bakarak -ki ben normalde hiç tv izlemem- birsürü şey yedim. İzlediğim her şeye sinirlendim. Bu olaylar çok sinir bozucuydu, insanların yaklaşımı, insanların sığ oluşu çok sinir bozucuydu. İnsanlar nedense çok gerizekalı gözüktü bana ve buna çok sinirlendim-ki eskiden gerizekalılara gayet katlanabiliyordum. Sinirlendikçe kanal değiştirdim, kanal değiştirdikçe yedim, yedikçe içtim. Ben izledikçe, yedikçe, içtikçe güm güm ve güm. Tekrar güm. Gümmmm. Durdu bazen 10 saniye, çöldeki vaha gibi. Bahanın şarkısı. Ne gerizekalısınız hepiniz. Bu israilliler, bu filistinliler, bu faşistler, bu sosyalistler, hepsi, toptan. Sinir oldum hepsine, sonra bunlara sinir oluyorum diye kendime sinir oldum. Sonra çok yemekten ve sinirden karnım ağrımaya başladı- ki benim normalde hiç karnım ağrımaz.

Bunları yazarken yine güm güm güm. Hiç bitmeyecek gibi, ama neyse ki 6da bitiyor. Güneşin alnında, karnı ve başı ağrıyan ve uykusuz ve sinirli bir şekilde, ders yapabileceğim -ki bu dersten de nefret ediyorum- bir yere gitmeyi deneyeceğim. Ah bir uyuyabilsem.