Almancı 13 yaşındaki kuzenim melike bana tesadüfen mavi takımda olduğundan bahsetti. Yani aslında en sevdiği renk maviydi ve sadece bu yüzden takım olarak maviyi seçmişti. Ben ise hemen austerin mavi takımına gittim. Hatırladım, inceledim ve karar verdim ki melike zaten austerin de mavi takımındaymış. Bir kere akıllı ve uslu bir çocuk. Hayvanlara karşı çok merhametli, hatta insanlara karşı bile. Derslerinde başarılı ve kavgacı bir ailenin içinde oldukça barışçıl. Ve en önemlisi, espiri anlayışı var, sense of humor. Baktım melike de bizim takımdanmış, hemen ona kitaptaki bölümü okudum. Çok şaşırdı ve sevindi. Demek biz bir takımmışız dedi. Hemen takım ruhuna adapte oldu.
Sonra melikeyle en sevdiğimiz şeyler listesi yapmaya başladık. Mavi takımın en sevdiği hayvan kaplan seçildi. En sevdiğimiz meyve biraz benim ısrarlarımla erik seçildi. En güzel mevsim yaz ve en güzel şey olarak da denizde hemfikirdik. Zaten teyzem hep; melike sana benziyor, sıla da ismaile benziyor derdi. Sıla da bir “dişi ismail” karakteri. Devrimci ve dikbaşlı, agresif ve aktivist. Bende olmayan her şeyin kardeşimde olması beni hep mutlu etmiştir.
Geçen kütüphanede şiir okudum. Sonra dengelemek için gidip playstation oynadım. Ben bu şiir olayından bir türlü hazzetmiyorum. Yani ciddi şiirden bahsediyorum. Ciddi olarak şiir sevmiyorum ben. Denemedim değil, hatta fikir olarak hoşuma bile gidiyor bazen. Ama okumaya başladım mı acayip sıkılıyorum. Ben böyle yoğun ve kısa şeyleri pek sevmiyorum hayatta. Benim için her şey biraz daha uzun sürsün istiyorum. Her şeyi uzatmaya çalışıyorum. Bütün anların içine biraz daha an sıkıştırabilir miyim diye bakıyorum. Güzel hava varsa yolu mutlaka uzatıyorum. Kitap güzel çıkmışsa bitmemesi için sonlara doğru kısa kısa okuyorum. Okulu da uzatıyorum, o da bu silsileye dahil olabilir gibi geldi bana.
Şiir ise çok yoğun, bir anda oluveriyor. Ben biraz daha zaman istiyorum. Zaten hayatta her şey biraz zaman istiyor. Yeni olan şeyler alışmak için, eski olan şeyler unutmak için, şu andaki şeyler olmaklık için zaman istiyor. Düşünceler olgunlaşmak için zaman istermiş, insanlar da öyleymiş. Ben bu olgunluk olayından birşey anlamıyorum şu anda. Şu anın içindeki bir olgunluktan bahsetmek de ayrıca saçma. Olgunluk genellikle geçmişten gelip gelecekle bağlanan bir olgu. Şimdiki zamanı atlıyor. Hem ben daha çok geçmişle bağlantılı bir nesneyim. Geçmişte yaşayıp ya da en azından yaşamayı isteyip şimdiki zamanda sıkışıp kalmak insanı sinizme doğru itiyor. Zaten bu cümlelerim de hep onun izlerini görüyorum. Eskiden bu yazdıklarımı okuduktan sonra hemen silerdim. Şimdi hiç umrumda olmuyor. Ama ben uzatmaya dönmek istiyorum. Çünkü yine uzattım.
Uzatmakla yavaşlık arasında hiçbir bağlantı yok bence. Bir şeyi uzatıp aynı zamanda hızlı da yapabiliyorum. Sadece göreceli olarak uzatıyorum, kendime göre, anların içine an katarak. Yemek yerken mesela, en sevdiğim şeylerden birini yiyiyorsam, uzata uzata yiyiyorum. Ama aslında hızlı yemek yerim. Bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Birşeylerin uzamasını çok seviyorum, kalın kitapları, uzun şarkıları, uzun yolculukları, uzun sevişmeleri seviyorum. İçindeyken uzun olduğunu bilmenin rahatlığıyla hiç bitmeyecekmiş gibi içinde varolabiliyorum. Sonuna daha çok var diye kendimi avutabiliyorum. Çünkü sonlarda ben hep bi garip oluyorum. Çok ikircikli bir gariplik.
Bir şey biterken - buraya “her ne olursa olsun” yazmak istedim - bendeki bu ikircikli hal. Biri gerçekten hüzünlü bir bitmesini istememek, diğeri isterse dünyada en sevdiğim şeylerden biri olsun bu sona yaklaşımdan duyduğum rahatlama hissi. Her biten kitabın sonunda aynı his. Her filmin, şarkının, maçın, ilişkinin, sevişmenin, günün, mevsimin, yılın, toplantının, yolculuğun, tatilin, ödevin ve kinder buenonun . Hepsinin sonunda aynı bitmesini istememe, iç burkulma, neredeyse normal insan üzüntüsü. Diğer yanda, sona gelmenin getirdiği bir rahatlama, bir gevşeme, bir hoşluk. En sevdiğim insanlardan birinin konserine gideyim, sonunun geldiğini anlayınca yine o şaşırdığım ürperişler; hem üzülme hem ferahlık. Neredeyse her şeyin sonunda bu aynı. Hem rahatlama, hem bu bitişe bir üzülme. Bu ikircilik hoşuma gitmiyor değil, ama garip geliyor üstüne düşününce.
Suç ve cezanın çizgiromanını yapmışlar. Ulan svcnin çizgiromanı mı olur. Bu kadar komik şey görmedim ben. Yakında kuranın, incilin, tevratın filan çizgiroman versiyonları çıkar. Kafkanın ne çizgiromanı olacak ulan namussuz habeşistan kralları. Bu ntv edebiyat editörünü bulsam döverim gerçekten.