ljub ljub

Posted in normalized on August 28th, 2009 by reşat

terazi lastim jimlastik

Yabancı yabancı ülkelerde turist turist gezinirken aslında ıstanbulda da turist gibi yaşadığımı farkedince hemen bir holey sevinci yapıverdim. Çünkü ne güzel şey turist olmak. Gerçi suya 3 avro verince turist olmak o kadar da güzel birşey gibi gözükmese de bunları aşabileceğimizi düşünüyorum sevgili okuyucu.

Gezdikçe içimden gelen bizimle kıyaslama isteğimi bir yere kadar tuttum, bilmem neden. Ama sonra sıkılıp bıraktım ve kıyasladım. Kıyasladıkça eğlendim. Mesela doğu avrupadaki insanların sabahleyin beşiktaş-mecidiyeköy otobüsüne bindiklerini düşünüdüm. Büyük ihtimalle cinnet geçirirlerdi. Çünkü herkeste 3 metrelik yarıçapı olan görünmez ve kocaman bir hula hoop var gibiydi. Biraz yaklaşıp bu dairenin içine girersen insanlar acayip rahatsız oluyorlardı. Otobüste bu dairenin içinde 11 kişi girince ne yapacaklarını çok merak ettim, biraz simulasyon yapıp öngördüm. Çok eğlenceliydi. Neyse ki tramvayların koltukları hep seyrek seyrek koymuşlar, tam onlara göre.

Kapitalleri gezdiğim için oranın en popüler ve görülesi yerlerinin bana dayatıldığını farkedince ben de sokaklara daldım sevgili okuyucu. Görülesi yerleri çabucak görüp sokaklara dalıp gerçek şehri görmek için hızlı hızlı yürüdüm. Baktım insanlar nasıl vakit geçiriyor diye. Yabancıları görünce bizim gibi acayip acayip bakıyorlar mı diye. Manavlarda hangi meyveler satılıyor diye. İnsanlarının genel çene yapısı nasıl diye. Evet gerçekten buna baktım, ister inanın ister inanmayın. İnsanları çenelerine göre yargıladığım gerçeğini kimseden saklayacak değilim. Neyse işte, gezdim gördüm, çok güzel memleket doğu avrupa. Soğuk binalar, melankolik bir hava, komunizmden kalma bir aynılaşmadan koşar adım kaçan insanların acayip durumları, tren istasyonlarında vızır vızır anlamadığım dilde verilen anonslar, sokaklarda yatarken tanıştığım post-hippi gençliği, marijuanam olmadığı için beni ayıplayan kızlar, istanbulda bir dönem bulunmuş olduğu için müslümanların içki içmediğine bir türlü inanmayan bir grup gezgin filan beni gerçekten çok eğlendirdi.

İtalya ise gerçekten garip bir deneyimdi benim için. Hiçbir zaman italyan kültürüne, diline, insanlarına karşı en ufak bir ilgi duymamıştım. Pek sevmiyordum açıkçası. Dedim ki neden sevmiyorum, gidip bir bakayım. Gittim gördüm, haklıymışım. Pek bir sevilesi taraflarını göremedim. Tabii antik roma imparatorluğunu onlardan ayrı bir kültür olarak gördüğüm için oluyordur belki bunlar. Belki de çok bizden oldukları için pek sevemedim. Yani ilginç birşey göremedim. Onlar da aynı bizim gibiydi. Bizi biz olduğumuz için sevebilirim ama onlar biz olmadığına göre bize benzedikleri nedeniyle sevilme hakkına sahip değiller, çünkü biz değiller. Bilmiyorum yani pek sevmedim ben italyayı. Floransa epey güzel gerçi, bütün ninja kaplumbağalar ordaydı. Gittim, konuştup tanıştım, artık hepsi yakın ahbabım olur.

Tüm gezip gördüğüm yerler arasında en sevdiğim Ljubljana oldu. Daha girer girmez anladım, burası harika bir yer diye. Gece 2 filandı gerçi. Ama yine de ben anladım. Sabah uyanıp şehri gezince gerçekten anlamışım dedim. Havasından belliydi dedim. Neden sevdiğimi anlatmıyorum. Sanki mastırı slovenyada yapacakmışım gibi geldi bana, bilemeyiz ki.

Gezi yazıma burada son vermek istedim. Blog yazmayı da epey özledim. Böyle anlatılası şeyleri değil de saçma komik şeyler yazmayı daha çok özledim. O yüzden şimdi ” it’s sahur time!!”.