Bundan çok da eski olmayan bir zamanda, dünyanın en güzel ülkelerinden birinde, sevimli, ufak tefek bir kız çocuğu yaşarmış. Bu kız şehirden uzak, çimenleri yemyeşil, ağaçları upuzun, papatyaları bembeyaz, laleleri sapsarı, orkideleri pespembe, gülleri kırkıpızı olan bahçeli bir evde annesi ve üç kız kardeşiyle birlikte yaşarmış. Hayatta en sevdiği şeyler; domates, kardeşleri ve annesiymiş. Annesi bahçesindeki çiçekleri de en az kızları kadar sever, onları birbirinden ayırmazmış.
Bu ailenin yan komşusu, yaşlı olduğu kadar aksi olan, suratında dünyanın değişik memleketlerinin haritalarına benzer kırışıklıklar bulunan kambur ve yalnız bir ihtiyarmış. Ama bu melun kadın, nasıl beceriyorsa, bahçesinde düyanın en güzel, en kırmızı, en yenilesi domateslerini yetiştirirmiş. Suratına bakan herkesin de anlayabileceği gibi, bu kadın oldukça cimriymiş. Domateslerini kimseye vermez, özellikle gözleri sürekli domateslerinde olan küçük kıza kaşlarını çatarak bakarmış.
Kız ne zaman evde oturup tek başına hayal kurmaya başlasa, yan komşunun bahçesinden sürekli ağlama ve inleme sesleri gelirmiş. Hemen koşup yandaki bahçeye bakan kız kimseyi göremezmiş. Ama içeri girdiğinde ağlama sesleri yine başlarmış. Domatesleri çok sevdiği için üzülen kız da onlarla birlikte ağlamaya başlarmış.
Günlerden bir gün, tüm korkularını bir kenara bırakan kız, gizlice bahçeye girmeye karar vermiş. Yaşlı kadını gözetleyen kız, onun her öğleden sonra derin bir uyku çektiğini öğrenince bu fırsatı kullanmaya karar vermiş. Sıcak ve tembel bir Pazar öğleden sonrasında bahçeye girmiş. Önceleri sadece yaşlı kadının horultusunu duyan kız, domateslere yaklaştıkça onların ağlama seslerini yeniden işitir olmuş. Domateslere iyice yaklaşan kız, bir domatese dokunur dokunmaz domates gözlerini açıp kıza bakmış. Bir iki saniye öylece kızın gözlerine baktıktan sonra, domates tekrar ağlamaya başlamış.
Domatese çok üzülen kız, eliyle domatesin gözyaşlarını silip ona neden ağladığını sormuş. Domates de ona “Biz ağlamayalım da kim ağlasın. Yeşildik kırmızı olduk, eskiden bu topraklarda bolduk, biribirine fırlattı insanlar bizi, kimse tarafından yenemeden solduk. Biz ki buraların en güzel domatesleriyiz, ama yenmeden çürüyeceğiz. Biz ağlamayalım da kim ağlasın.” demiş. Domates öyle güzel gözüküyormuş ki, onu alıp ısırmamak için kendini zor tutan kız, domateslerin yenmeyişine oldukça şaşırmış. “Nasıl olur da kimse sizi yemez?” diye merak etmiş. Domates de ona “Her yaz ağustos ayında bir kamyon gelir ve bu bahçedeki tüm domatesleri toplayıp götürür. Götürülen Bunol köyünde kimse domatesleri yemez. Yemek yerine domatesleri biribirlerine fırlatıp eğlenirler. Ama biz de her domates gibi ısırınılp yenmek isteriz. İşte bu yüzdendir ağlamamız.” demiş ve tekrar ağlamaya başlamış. Domatesin dediklerine içi ezilen kız, onu kurtarmak için domatesi kopardığı gibi cebine atıvermiş. Etrafında onu izleyen onlarca domates “Bizi de götür! Bizi de!” diye kıza yalvarmışlar. Kız da ceplerine sığabildiği kadar domatesi toplamaya çalışırker birden uzaktan sinirli bir vızıltı sesi duymuş.
Kafasını kaldırıp vızıltının geldiği yöne bakan kız, ona doğru sinirli bir şekilde uçan hain arı sürüsünü görünce korkudan bir çığlık atıp evine doğru koşmaya başlamış. Fakat küçük bir kız olduğundan ve ayrıca domatesler de ağırlık yaptığından pek hızlı koşamıyormuş. Arılar ona gittikçe yaklaşmış. Kız koşarken domateslerden birkaçı dengelerini kaybedip “gup!” diyip yere düşmüş. Kendi bahçesine doğru koşan kızı yakalamak üzere olan hain arılar birden “hişt!” diye bir ses duymuş.
Sesin geldiği tarafa doğru bakan arılar kimseyi göremeyince kuşkulu bir ifadeyle tekrar kızın peşine doğru uçmaya başlamışlar. Tam kıza yaklaşmışken yine “hişt!hişt!” sesini duymuşlar. Bu sefer sinirli bir şekilde, tek kaşları havada sesin geldiği yöne doğru bakan arılar birden biribirinden güzel, rengarenk ve hoş kokulu çiçekleri görmüşler. Çiçekleri görünce akılları başlarından giden arılar, kızı bırakıp çiçekleri doğru uçup onları öpmeye başlamışlar.
Annesinin güzel çiçekleri sayesinde arılardan kurtulan kız, hemen kardeşlerinin yanına koşup cebindeki domatesleri çıkarmış. Onların hikayelerini anlatmış. Gözlerini kocaman açıp kardeşlere bakan domatesler “Sizden rica etsek, bizi bir güzel yer misiniz acaba?” diye sormuşlar. Hepsi de domatesi çok seven kardeşler, bu cazip teklifi kabul edip onları bir güzel yemişler. Domates yedikten sonra midelerinden gelen sesleri dikkatlice dinleyen çocuklar, bu gurultuların aslında domateslerin şen kahkahaları olduğunu farketmişler. Eğer siz de güzel bir domates yedikten sonra midenizden gelen sesleri dikkatle dinlerseniz, siz de bunların domateslerin yenme sevincinin sesi olduğunu farkedebilirsiniz.
