bacağı kırık şeytan, işte sana hodri meydan

Posted in normalized on April 16th, 2009 by reşat

buraya rastgele şeyler yazıyorum, bundan anlam çıkarmana gerek yok

Uyanmama iki saat kaldı, ve henüz uyumadığım bir gerçek. Hâlâ uyumayı reddeden uyanık,yanık ve sevgili beynim diyor ki:

uykuyu aramak saçma sözlerle. ufak fontlarda yazılar yazmak kanlı gözlerle. yarın erken kalkması gereken gündelik sebeplerle. her günü bir diğerinden ayıran şey sıradanlık. monotonluktan keyif aldırabilecek tek şey özgün bir farkındalık. ciddiyetin arkasında yatan kuşkusuz şaklabanlık. işte bu her zıt şey arasında gözle görünmeyen akrabalık. ne çok sıcak olsun hava, ne de çok soğuk, sadece istiyorum ılık. mutlu olmak için bazen düşüncelerim değiştiriyor kılık. hepsine dayanabilmek için en uygun hafızayı bulunduruyor bir balık. hayat söyle bilmeceni, yap hadi bir babalık. samimiyet içinde mecburen barındırıyor bir kabalık. kader dediğimiz şey avuç içimizdeki çizgi nehirlerinde avlıyor bolca alabalık. hava nefes almayı bırakınca bir ara. ama lütfen beni bir ara. bir bisiklet almaya birikiyor para. dediklerin kalbimde açıyor büyük bir yara. ne uyuz kadın şu televizyondaki lara. olmasını istemem kimsenin senin gibi sara. vermeyenin bir istemeyenin bin yüzü kara. en uzun süredir bakara. diablodaki iksir satıcısı sevgili akara. ne soğuk ve sevimsiz şehir şu ankara. anıtkabir ise çok betondan. aradığım şey sende değil de ondan. salatadaki o ekşi tat tabii ki limondan. “late in the evening” çalsın paul simondan. ya da “i got my smile” da olabilir nina simondan. kılıçlar çekiniyor hızlıca kınından. tanıdığım çoğu insan daha kültürlü, kültür bakanından. güzellikte kimse geçemiyor senin yanından. biraz da alabilir miyim balından. uyku uyku gel yapayım sana kıyak. nedir bu diretme, nedir bu ayak. sanırım istiyorsun sen temiz bir dayak. bulurum elbet, sana da uyacak bir uyak. sosyal olaylar çok karmaşık. yeni aldığım ayakkabı bence oldukça şık. bazen öyle geliyor ki herkes bana alışık. çok kral adamdı bizim sadri alışık. her danette yiyişte bulaşık oluyor küçük bir kaşık. cevabı bilemedim, acaba hangi şık. ne güzel şey sormak soru. tadını bilmiyorum, hiç yemedim ben loru. hangimiz peşinden koşmayız, sevmeyiz zoru. keşke olsa yakında gidebileceğim bir koru. buraya koymadan edemeyeceğim, ince bir boru. kafiyelerimin bozulmasın hiç akoru. ne güzel memleket şu hatay. kadrajda sorun var, olmuş yamuk bir yatay. annem aramayınca atar bana güzel bir kalay. düğününde çekmek isterim güzel bir halay. yok olmadı bu iş yatar, nanay. ama önce ben yatarım, hadi bay bay.

her yeri dolaştıktan sonra,çaresiz şeytana da gittim
o da orada sakin, oturmuş ve bilmiş, beni bekliyormuş
ben de hep böyle cool musun diye bir soru yönelttim
güçlü olmam için ona biraz yalvarmam gerekiyormuş
ama bildiğim tek şey, sabahları kuru yemiş sevmiyormuş.
ben de içkisini doldurup, bana güç ver diye direttim
sonra eve gelip sıkı dostlar dizisini seğrettim
ama ona anlatınca anlamadı, pek televizyon izlemiyormuş
ne fena adamsın be şeytan, tüm uykumu mahvettim.
ama yenicem seni, bir kere ahdettim.
tamam ya durmam gerek, hadi ben gittim.