blok flüt, aklım absolute
Posted in normalized on January 19th, 2009 by reşat
Alterno kuşağının önemli isimlerinden Arda Petrolcüoğlu ile tekrar karşınızda olmaktan çok mutluyum sevgili okuyucu. Bu nasıl bir karışımdır anlamadım gerçekten. Ben ki, alternolar hakkında bir uzman sayılırım, bu çocuğu gerçekten tam olarak çözümleyemedim. Başlangıç olarak her alternonun vazgeçilmezi konversleri alıyoruz. Ara sıcaklarda alterno-tiki grubunun simgesi haline gelen üç çizgi adidas pijama geliyor. Bana göre ana yemek ise puşisi. Gerçekten alternatifleşme çabasını puşisinde açıkça görüyorum. Bunun üzerine tatlı olarak da beyaz baskılı tişört üzerine siyah ceket geliyor. Gerçekten enfes bir parça benim için. Ben de buna güneş gözlüklü bir poz vermeden edemedim tabi, napayım yani.
Alternatifleşme çabası, insandaki farklı olma içgüdüsünden geliyor olabilir. Ama içgüdülerinize söylemek istediğim şey, zaten biz farklıyız ulan. Yani hiçbirşey yapmasak, öylece beklesek bile her birimiz, bir diğerimizden farklıyız yani. Bana kalırsa, her farklılaşma çabası bizi bir kalıbın içine sokar, bizi bir grubun üyesi yapar, yani onlarla aynılaştırır. Sonra zaten neden normalden kaçıyoruz ki, ne kadar kaçarsak o kadar batıyoruz, saçmalıyoruz. Ne kadar özgürsek o kadar sıçıyoruz, o kadar bunalıyoruz. Bunalımdan çıkıp bunalıma giriyoruz filan, çok sıkıldım yani açıkçası.
İnsanların fikirlerindeki yüzeysellikten çok sıkıldım, benden uzak durun lütfen. Bilmediğini itiraf edemeyen şişko egolu insanlar, benden uzak durun. Eğlenmeyi bilmeyip kaskatı durup somurtan insanlar, benden uzak durun lütfen. Bir konuda kendi fikrini belirtmeyip ortama göre konuşan sinsi insanlar, benden uzak durun. Hiç kimseye inanmayıp, herkesi yalancı, çıkarcı, samimiyetsiz bulan insanlar, benden uzun durun lütfen. Sakızımı çiğnedikten sonra havaya doğru fırlatıp vurmak istiyorum, gerçekten bak.
Gece gece, nerden geldiler bilmiyorum ya. Neyse geçiyorum. Dün akşam, cumartesi akşamı sanırım, 11 civarı kabataşa geldim tramvayla. Beşiktaşa geçmem gerekiyordu. O saatte otobüs bulamam diye yürümeye karar verdim, zaten ordan yürümek hep hoşuma giderdi. Dolmabahçenin önünden, geniş ve boş kaldırımlarından, sıra sıra ağaçların, vızır vızır arabaların yanından yürümek hep iyi gelirdi bana. Sonra kulaklığı taktım, üzerine de kafa bandımı taktım. Sonra dans etmeye başladım. Kimseler yoktu etrafta, sadece arabalar vızır vızır geçiyordu. Yanımdan geçen arabalar tip tip bakıyordu, ama pek umursamadım. Aşırıya kaçmadan özgüven iyidir. Biraz sorgulayınca korkup kaçan özgüven, dans ederken gayet arkadaşça davranıyor bana, neyse. Dans ediyorum, acayip figürlerim ve ben işte. Sonra bitane araba yavaşladı yanımda, içerde benim yaşlarda 4 kişi, 2 kız 2 erkek. Baktım onlar da dans ediyo, bana doğru hareketler filan yapıyorlar. Ben de onlara bakarak acayip birkaç figür yaptım, alkışlıyorlar filan. Kulaklığın teki düşünce farkettim “great dance, ooouv” filan çekiyorlar bana. Ben de onlara down down down dansı yaptım. Ona çok güldüler. Müziğin sesini açtılar filan, eğlendik epey. Sonra çak filan yaptı bana arabadaki çocuk. Ben de ov yeeee çektim. Sonra bastılar gaza gittiler. Ben de elimi yumruk yapıp kalbime doğru iki kere vurduktan sonra, parmaklarımla iki yaparak kolumu onlara doğru uzattım. Turist sanılmak da acayip bi duygu, gerçi ben istanbulda kendimi turist gibi hissetmeyi çok seviyorum. Neyse işte böyle bir hikaye, hem de gerçek.
Sonra bir de işe giderken kitap okumama kararı aldım. Yani kitap okumayı hobi olarak yapmayı filan sevdiğimle alaklı bir karar değil bu. Kitaba dalınca, dış dünya filan acayip anlamsızlaşıyo. Neden sonra farkediyorum ki, hiç otobüsten inmek istemiyorum. Hiç şirkete girmek istemiyorum, hiç çalışmak istemiyorum. Sympathique sözleri gibi oluyorum. Kitabın dünyası daha güzel, para kazanmaya gerek yok hiç. Gerçek dünyada iş suratlar var, sıkılıyorum bazen. Bazen işe gelince direk tuvalete gidip kitap okuduğum bile oldu 15 dk filan. Ama sonra konsantre olmak, o materyalist ortama dönmek ve çalışmak daha zor oluyor. O yüzden karar verdim, işe giderken kitap okumicam.
Bu paragrafı ise, beni gizli numaradan arayan kişiye adayayım bari. Dün gece geç saatlerde 2-3 defa gizli numara tarafından arandım. Ona türlü şebeklikler yaptığım halde bir karşılık alamadım. İnsan bir güler, bir cevap verir, ne sıkıcı gizli numarasın. Please press 9 for English çektim. Sonra naptığımı filan anlattım, komik şeyler anlattım. Sonra ozal vardı evde, onu kandırmak için, sen konuşmaya başlamışsın gibi yaptım. -ha evet, -sen miydin ya? - iyiyiz ya oturuyoruz ozalla filan çektim. Ozal da yedi, hauehauhe, sonra eğleniyorsan 2′ye bas dedim. Hiçbir tepki alamadım. Böyle yapacaksan gizli numara, seninle külahları değişiriz, ona göre. Blogumu “reşat dilbaz yokedici team” diye aratan insanla aynı kişiysen, bana cv’ni email olarak at, seni de teame alalım. Çok yokediciye benziyorsun çünkü.
