başlığı sonra düşünürüm
Posted in normalized on September 27th, 2008 by reşatÖğle saatleriydi, işten henüz çıkmıştım. Öğleden sonra okulum vardı, oraya gidiyordum. Ama daha merdivenleri inerken karar vermiştim, yarın okulu ve işi asacaktım. Bugün yetişebilirsem iftardan önce, olmazsa iftardan sonra mutlaka eve gidecektim. Böylece 9 günlük bayram tatilini 10 yapacaktım. Yuvarlamayı seviyorum diye belki de, ama kaçmak, başlı başına çok tatlı birşeydi benim için.
Okula gittim, sınıfa girdim. Yabancı suratları teker teker inceledim. Yeni öğrencilerin yüzündeki tecrübesiz ve ne olacağını kestirememe ifadesi, eski öğrencilerde ise; her türlü şaşırmaya kapalı, ne olacağından emin, bezgin ve sıkılmış insan ifadesi vardı. Hocayı yarım saat kadar bekledik, gelmedi. E madem her şey kaç diyordu, erkenden gitmeliydi buralardan.
Eve gelince, dün yıkarım ya kg dediğim bulaşıklarla karşılaştım. Ayrıca yine dün sonra toplarım ya diye dağınık bıraktığım giysilerle de karşılaştım. Bayramdan sonra derli toplu temiz bir eve gelmeyi istediğim için hepsini toplayayım, sonra giderim diye akıl yürüttüm. Bunlarla uğraşırken de çok huzurlu çok mutlu hissediyordum. Sürekli dans ede ede evi toplama şeysinden yaptım. Çok eğlenceliydi. Daha sonra iftara yetişemeyeceğimi anladım. İftarımı yaptıktan sonra, çok garip bir uyku bastırdı. Uyuyayım, yarın erkenden giderim bari dedim. İftardan hemen sonra 8 civarı uykuya daldım. Saatimi gece dörde, sahura kurmuştum. Ama ne saatimin zilini duyabildim, ne de telefonumun alarmını. Ertesi gün öğleden sonra 3 gibi uyandım.
Beynim acayip bir şekilde uyuşmuştu. Duvarların rengi soluktu, yatak örtüsünün turuncusu cırtlaktı. Dünyanın tüm renkleri gözüme çok garip şekillerde gözüküyordu. Hafifçe doğrulmayı denedim, biraz oturduktan sonra yine yattım. Sırtüstü uzanmış, gözlerimi tavana dikmiştim. Neden saati duymadığımı düşündüm, ayrıca bu kadar çok uyumayı, hem de deliksiz, nasıl başarabildiğimi düşündüm. Sonra rüyalarımı düşündüm, bir kaç tanesini hatırlayıp güldüm. Saatin ding donglarını dinledim. Önce bir ding dong yaptı. Yani buçuk olmuştu. Hiç hareketsiz bekliyordum. Düşünüyordum. Fikrimden geçiyordu tanıdığım tüm insanlar hızlı hızlı. O kadar hızlıydı ki, bunu 1 saat devam ettirsem sanki dünyadaki tüm insanları fikrimden geçirebilirdim. Böylece yarım saat yatmış olmalıyım ki, saat dört kere ding dong etti. Yani saat 4 olmuştu, yani 20 saattir yataktaydım. Ayrıca 20 saattir de birşey ne içmiş ne yemiş idim. Bunu hatırlayınca birden midemde birşeyler oldu. Önce bir cız etti, sonra yanmaya başladı. Sonra da nabız atımı gibi dakikada 80 kere cızladı. Ama sonra ona alıştım, duymamazlıktan geldim. Ağır ağır doğrulup banyoda yüzüme su vurdum.
İftara kadar müzik dinleyip kitap okudum. İftarda güzel bir yemek yapayım diye kolları sıvadım. 40 dkda hazırladığım yemeği 15dk da yedim. Hemen hazırlanıp sokağa attım kendimi. Hava bir müthişti. Gözlüklerimi takmıştım. Her tarafı çok keskin olarak en ince ayrıntısına kadar inceliyordum. Çok uyuduğum için belki de, her şey o kadar güzel geliyordu ki, hava o kadar güzeldi ki, ışık öyle muhteşemdi ki. Havada acayip bir doluluk vardı, çok güçlü bir manevi etkisi vardı. Aklımdan birsürü melodi geçiyordu, adımlarımı o ritimlere göre atıyordum. Etrafa bakıp bakıp şaşırıyordum. Bu günde çok acayip birşeyler hissediyordum. Çok özel birşeyler vardı. Belki başka kimse hissedemiyordu, ama bu açıktı. Bu gün çok özeldi.
Havanın o tarifi imkansız tesiri tüm zihnimde çalkalanıyordu. Aman yarabbi, bu ne güzellikti. Sahile indim ilk önce, hava kararmaya yeni başlamıştı. Denize baktım uzun uzun, çok mükemmeldi. Hiçbir fotoğraf makinesi bu güzelliği böyle alamazdı. Hiçbir dijital düzenleme bu renk cümbüşünü bir araya getiremezdi. Hayran hayran eminönü taraflarına doğru baktım. Sonra eve döneyim dedim, otobüse doğru yollandım.
Sokağa gelince ilkin bakkala uğradım, aman tanrım, bir de ne göreyim. Mandalina gelmiş. Hemen bir kilo alıp eve koşturdum. Eve ablamlar gelmiş, monik gelmiş. Teyzemler gelmiş, yengemler gelmiş. Bebek göreceklermiş, ben de göreyim dedim. Bebek güzel olay ya, bebek kokusu diye birşey var. Yeni doğan çocuklarda oluyo, en güzel kokulardan biri. Sonra bebek eli var, çok güzel, yumuk yumuk, çok minyatür. Ayakları da çok güzel. Büyüdükçe çirkinleşiyoruz, çok acı.
Gece olunca da bloguma gireyim dedim. Canım amaçsız birşeyler yazmak istedi. Başlığı ne olsun dedim kendi kendime. Bulamayınca bir başlık, dedim başlığı sonra düşünürüm. Bugün kadir gecesi ya, bugünde hissettiğim o güzellik bu yüzden diye de aklıma geldi. Filmin sonuna “Special thanks to God for inspiration” diye kayan yazı geçmeli.
