bu dublex dünyada zenciler acaba hangi katta yaşıyor

Posted in normalized on July 25th, 2008 by reşat

zenci

Cennete merdivenle çıkıyorum
Sürekli in çık yorucu ama napalım
Dubleks bir dünyada yaşıyorum
Herkes diyor bir huri de biz kapalım

Baktım da sadece çocuklarla dolu bir yer burası
Belki de cennete sadece çocuklar gidiyor olmalı
Çok havalı yer ya, keşke bulsam bir kaptan kamarası
Hurilerden biri dedi ki; git kendin bul hayatın sırrını

Cennete giden otobüsler mevsimsel, yazsa hep klimalı
Kış olursa, allah herşeyi düşünmüş, yerden ısıtmalı
Yaşlı teyzeler binerse eğer, açık olan penceler kapatılmalı
Bence aşk için ölmek filan, gerçekten çok havalı.

doğal olarak yeşil entari

Posted in normalized on July 21st, 2008 by reşat

entari

İşte benim dahice planım; şiirle anlatınca havada kalmazmış,
Hayatın sırrı aslında buralarda bir yerde, bulmak sana kalmış
Bazı şeyler hiç değişmez, bazılarıysa hiç aynı kalmazmış,
Bir de duydum ki; tepenin gözleri bana bakınca şaşı kalmış.

Kader ağlarını örerken harcıyor çok fazla protein
Ama yine de her şeyin göreceli olduğu bi kesin,
Sevmek UFO gibi, yapmıyor aslında hayatını serin,
Uyanmadan önce yatakta en az on dakika bi gerin.

Bir yönüyle bakınca bir gönderme, bir yönüyle rastlantı,
Dünyadaki en güzel yemek tabiki annemin yaptığı mantı,
Niye asansörü durdurmadın diye bana kızdı bir şırfıntı,
Adını duyduğumda oluyor bende hep bir çarpıntı.

Yedinci senfoniyi de ne güzel yazmış şu bizim mozart
Eğer köfte yapıyorsan, bence yanına bir de patates kızart
İstiyorsan sucuk manifestonu, aç güzel bir pankart
Sanırım gerçirdiğim en güzel aydı, bu seneki mart.

Bu devirde herkes olmalı bence bir ekolojist,
Doğa da allahçıdır diyordu geçende bir panteist,
Hayır, doğada tek allahçı var o da benim dedi bir monoteist,
Hiçbirisine inanmayıp heykele doğru bir bakış attı bizim *mekemaliteist.

Ain’t no sunshine when she’s gone
Kalbime giden yolun zemini çok kaygan
My big lament has just begun
Benden size gelsin derinlerden âlâ-i figan.

Mehşat Dilmet Rebazanoğlu.

* anladın?

misafir

Posted in normalized on July 19th, 2008 by reşat

Kapı açılıyor, gıcırdayarak. Evimin kocaman siyah kapısı. Duvarlar beyaz, kapıya tezat. Kapısı açılıyor evimin, kara kapısı. Bekleyen birileri var kapıda. Kan kokusu geliyor dışardan, birşeyler kanıyor. Bekleyenler kımıldanıyor, içeri girmek için sabırsızlar. Tüm karanlıklıklarıyla dışarıdakiler, kemiklerimi titrete titrete içeri giriyor, dişlerimi sıkıyorum, ellerimle birşeyleri çekiştiriyorum, misafir ediyorum onları, acılarımı misafir ediyorum. Gözlerimi teker teker suratlarına dikiyorum, meydan okuyorum. Titremem geçmiyor bir türlü, gözyaşlarımı kontrol edemiyorum. Herşeye rağmen onlara kocaman gözlerle bakıyorum. Acılarımı misafir ediyorum. İçeri davet ediyorum, açık siyah kapıdan. Tüm misafirperverliğimle hissediyorum içimde, damarlarımda, kemiklerimde. Tüm merhametimle selamlıyorum onları, tüm metanetimle gülümsüyorum, tüm cesaretimle yüzlerine bakıyorum. Evimin koltuklarına oturtuyorum acılarımı, misafirlerimi.

Uzun uzun, kara kara adamlar onlar, uzun cübbeleri var, kukuletaları yüzlerini gizliyor. Evimin penceresinden odaya bembeyaz bir ışık giriyor, hafif bir rüzgar perdeleri kımıldatıyor. Koltuğumda oturuyor şimdi onlar, kötü kötü adamlar. Gözümü onlara dikiyorum tekrar, meydan okuyorum. İlk defa bu kadar yakınlar, içimdeler artık, evimdeler. Acı denilen şeye tüm varlığımla teslim oluyorum. Acılarım bana geldi, misafir ediyorum onları. Teslimiyetle gözlerimi kapıyorum. Gözlerimi kapayınca O’nu görüyorum, hemen gözlerimi açıyorum. Acılarım çoğalmış, 5 kişi olmuşlar şimdiden. Şimdi çok daha güçlüler. Dayanamıyorum, yere yığılıveriyorum. Gözlerim kapanınca yine O var, hemen gözlerimi açıyorum. Bu sefer daha da çoğalmışlar, evimin tüm koltuklarını kaplamışlar, kara cüppeli büyücüler, acılarım onlar, misafirlerim. Dayanabildiğim yere kadar dayanıyorum, sonra tekrar gözlerimi kapatıyorum, tekrar O’nu görüyorum. Bu sefer gözlerimi açtığımda, onlarcası, belki yüzlercesi başıma üşüşmüşler. Her gözümü kapayıp açışımda daha da çoğalıyorlar, O’nu gördükçe orada çoğalıyorlar. Tüm görüş alanım onlar oluyor artık. Direncim kırılıyor.

İçimde birşeyler var, nasıl çıkacağını bilmediğim. Gözlerimi açıyorum, artık evimde değilim, onların ülkesindeyim bu gece. Misafirliğe gittim ben bu gece, acılarıma misafirliğe gittim. Bulutların üstünde bir yerdeyim. Acılar bulutların üstünde yaşıyor, evet. Orası o kadar da harika bir yer değilmiş, soğuk ve kuru. Tüm bulutlar, kafamdaki düşüncelerin bulutları sanki, parmaklarımın ucundaki bulutlar, dilimin üstündeki bulutlar. Bu gece bulutların üstünde kalıyorum ben, bilmediğim bir yerde. Yanlız sanıyorum kendimi, ama yanımda birileri var.

Sonra uyanıyorum, bir yataktayım. Bilmediğim bir evin yatağında. O nerde kalıyor bilmiyorum ama, ben O’nun yanında kalıyorum. O’nun yanında yatan benim, bir başkası değil. Sonra tekrar uyanıyorum, bulutların üstünde, acılarımda misafirim. Doğruluyorum, dilimin ucundaki bulutlardayım. Sonra tekrar uyanıyorum. Evimdeyim, acılar bana misafirliğe gelmiş, binlercesi. Kafama üşüşmüşler, tırnaklarıyla tüm vücudumu çizmişler, her tarafım kanıyor. Sonra birden kara bir dumana dönüşmeye başlayıp, tırnaklarıyla kanattıkları vücuduma girmeye başlıyorlar. Zehirli bir duman bu, çok fazla canım yanıyor. Çok fazla geliyor, en sonunda tekrar uyanıyorum. Yatağımdayım, yapayanlızım.

Sanki yanlız kelimesi, yalnız kelimesinden daha iyi ifade ediyor herşeyi. Sen nerde kalıyorsun bilmiyorum ama, ben yanında kalıyorum.