
Saygıdeğer okuyucu, üstte gördüğünüz yakışıklının adı Fehmi Fezacıbaşı. O altında giydiği uzay giysisinin hikayesi var. Bakın bakın ne anlatıcam.Durun şimdi.
Fehmi beyin dedesinin dedesinin dedesi, taa bab-ı ali döneminde uzaylılar tarafından kaçırılmış. Bu şahıs, Mehmet Efendi, yaşını başını almış, epeyce tembel ve göbekli bir adammış. Babası Telşehriyeci felfecir Uzun İhsan’dan kalan mirasını yiyerek, gününü gün ederek, genelde bir sedirde uzanarak ve üzüm yiyerek geçiren bir insanmış. Bu tembellik huyu yüzünden, ayrıca yediği tepsilerce oturtma yemeğinden, önceleri yağ bağlamış olan göbeği sonraları iyice büyüyüp, giysilerinden taşar olmuş. Öyle ki, oturduğu üsküdar semtinin en babayiğit, en bıçkın insanı olan Arap İhsan bile onu yerinden kımıldatamazmış. Epeyce ağırmış yani.
Mehmet Efendi, tembel olsa da, dini bütün, itikatlı bir insanmış. Artık kilolarından yürüyemez olduğu için, biraz da babasının servetini yiyerek erittiğinden yeterli parası kalmadığı için, kutsal vazifesi olan hacca gidemiyormuş. Bu konuda büyüklerden yardım istemiş, paşalara sonra vezierlere hatta sadrazama, o da yetmezmiş gibi yüce devletlümüz padişahımıza kadar varan mektuplar yazmış, aracılar tutmuş, rüşvetler vermiş. O zamanların hacca gitme parası olan 1000 sarı altunu allah rızası için şu garip kulları Mehmet Efendiye istemiş. Ama büyükleri Mehmet Efendiye yardım etmemiş, hatta dalga bile geçmişler. Padişah bizzat bir name yollayarak, hergün yediği bir kuzudan, yarım kazan pilavdan, ve bir tulum şerbetten arttırsın da, hem erisin hem de parayı biriktirip hacca gitsin diyerek onunla alay etmiş.
Alaylara çok içerleyen Mehmet Efendi, iki gözü iki çeşme, yaradana yalvarıp yakarmış. Kendisi gibi dini bütün, nefesi kuvvetli, sakalı uzun bir şahıs olan babası Uzun İhsan Efendinin yatırının başında 3 gün 3 gece sadece yemek yemek için - günde 5 defa - durarak dua etmiş, kendini hırpalamış. Yaradanın onun bu içten feryat-ı figanlarına yanıt vermesi pek sürmemiş.
Fehmi beyin doğumundan yüzlerce sene, insanın fezaya çıkmasından 100 sene, türkiyenin yurovizyonu kazanmasından yaklaşık birbuçuk asır evvel, ahalice Şişman Mehmet Efendi diye bilinen zatın evinin önüne gece yarısı bir uzay mekiği peydahlanmış. Mekikten inen kısa boylu, parlak gri metalimsi elbiseli, yeşil kafalı melaikeler, evin kapsını açıp sihirli bir güçle mehmet efendiyi yatağından kaldırıp kaçırmışlar. Mehmet Efendi uyandığında kendini acayip bir gezegende bulmuş. Etrafta koşturan acayip insanlarla konuşmaya çalışmış, ama derdini kimseye anlatamamış. Bütün gün pek yemek yemediğinden, ve bu yolculuk onun gibi birisi için çok fazla olduğundan, pek dayanamayıp uykuya dalmış. Uyandığında bir de ne görsün, işte karşında Kabe-i Mükerreme, işte kutsal topraklar, işte beyaz beyaz hacılar. Gözyaşlarını tutamayarak secdeye varmış hemen, yaradanına binlerce şükür etmiş. Daha sonra bir bakmış ki, onu kaçıran uzaylılar, çok iyi insanlar olduklarından mıdır nedir, onu hac için hazırlamışlar, ihrama sokmuşlar, giydirmişler kuşatmışlar. Fakat ihramın altına, parlak, jelatin gibi, metal görünümlü bir şalvar giydirmişler. O şalvarda bulduğu 3 sarı altunla, Sudan’lı 4 tane iri yarı zenci köle tutarak kendini 7 kere Kabe’nin etrafında tavaf ettirmiş, hac için gerekli tüm görevleri yerine getirerek o gün hacı olmaya muvaffak olmuş.
Kutsal topraklarda geçirdiği mutlu günlerde Mehmet Efendi, çok iyi hacı arkadaşları edinmiş. Fakat, birgün odasında uyurken, yine o uzaylılar geldiler, ve Mehmet Efendiyi geri kaçırıp evine, tam kaçırdıkları yere bırakıverdiler. Sabah kalktığında zevceleri tarafından ihram içinde, altında o gri parlak şalvarla bulunduğunda kimseyi hacca gittiğine inandıramamış Mehmet Efendi. O dönemde büyük bir kavram olan “Hacı” sıfatını hakkettiğini kimseye inandıramamış. Bunun için yine büyüklerinden yardım istemiş, yine padişahın kendisine varacak mektuplar yazmış, rüşvetler vermişti. Ama hacca gittiğini söyleyen Mehmet Efendiye alev püsküren padişah, onun yalancı bir münafık olduğunu, o kutsal yerlere gittim diyerek oraya giden tüm hacılarla dalga geçtiğini, bunun cezasının çok ağır olduğunu söyleyen bir name göndermişti. Israrlarına devam eden Mehmet Efendinin en sonunda boynunun vurulması gerektiği düşünüldü. Tez zamanda, bu işin kompetanı bir cellat tarafından irice kafası tombul bedeninden zarifçe ayrıldı.
Aradan aylar geçtikten sonra, Mehmet Efendi’nin beraber kutsal vazifesini yaptığı hacılar geri döndüler. Dillerinde bir gece ansızın aralarından ayrılan, çok sevdikleri, Selamsızlı Şişman Mehmet Efendinin adı vardı. Bu isim ve haber tez zamanda Bab-ı Ali’de yayıldı, yankı buldu. En sonunda padişahın da kulağına giden bu söylentilerden sonra padişah, bir hacıyı çağırıp ona olanları anlatmasını emretti. Gerçekleri öğrenen padişah çok pişman oldu. Gerçek bir hacıya inanmayıp günaha girmiş, onunla alay edip hepten cehennemlik olmuş, bunlar da yetmezmiş gibi bir masumun boynunu vurdurtmuştu. Vizdan azabıyla kıvrım kıvrım kıvranan padişah bir gece rüyasında Tembel Hacı Mehmet Efendiyi gördü. Eğer üsküdara kendi adında bir cami yaptırılmazsa, iki cihanda elinin yakasında olacağını söylüyordu hayalet. Ayrıca garip metalimsi gri bir şalvar giymekeydi. Sabaha beti benzi atık uyanan padişah, tez zamanda üsküdara adı Tembel Hacı Mehmet Efendi olan bir camii yaptırılmasını buyurdu. Ayrıca Mehmet Efendinin evinin araştırılıp parlak gri bir şalvarın olup olmadığının öğrenilmesini istedi. Evi arayan yeniçeriler birşey bulamamışlardı. Babalarının haksız yere kellesinin uçurulduğunu düşünüp padişaha düşman olan çocukları, babalarından kalan bu şalvara sahip çıkmışlar, onu kutsal bir aile yadigarı sayıp saklamışlardı.
İşte o zamandan bu yana, cumhuriyetin ilanından sonra Fezacıbaşı soyismini alan sülale, bu uzaylı şalvarını her daim giymeye devam etti. Bu soyun son üyesi ise, yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Fehmi beydir. Büyük dedesinden yadigar şalvarı gururla giymektedir. Kendisi alterno akımının önemli bir ikonudur. Bunun dışında birkaç şiiri de bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse;
Biz alternolar iyi insanlarız nispeten
Gerçi kiminle kıyaslıyoruz, çok izafeten
En büyük tutkumuz olmak bir metropoliten
Çok tarz giyiniyoruz hakikatten.
Ey cumhurdaş, uy Alternonun yüce kuramı olan 6 ok’a harfiyen
Korkma sakın, yalnız kalma, kendin gibilerde dolaş mütemadiyen
Çok çirkinsen eğer, sür yüzüne biraz fondöten,
Verme, konversleri alsan da hiç üstüne çekidüzen.
Fehmi Fezacıbaşı.
Teşekkürler
-
Bir de baktım ki, hergün yazı yazar, hergün kafa sokar olmuşum. Bir de hergün şiirler, fotoğraflar, yazılar derken; hayatımın içine düştüğü bu entelektüelimsi havadan bir an için kurtulmak için, recep ivedik izlemeye karar verdim. Korkmayın, şaka yaptım. Tabii ki izlemeyeceğim. Ama şiir yazılabilir yine de:
İğrenç der bazısı,
Geçmiyor kalbimin sızısı.
Kocaman oldu kolumun pazısı,
Bitmedi üsküdardaki marmaray kazısı.
Bana acayip geldi ya yukarısı,
Yerim hep susamhelvası.
Kaynana zırıltısı.
Bu şiir türünü kendim buldum. Böyle geometrik şekil gibi biraz. ‘I>’ yapmaya çalıştım. Ucu sivri. Çok acayip oldu.
