Kesinlikle “akış” olmalı diye düşündüm baştan. Sonra akmasını istedim. Kafamdakilerin akmasını istedim. Safety dance çalarken kasvetli düşünmek ne zor diye aklıma geliverdi şimdi. Evet, şimdi kesinlikle kasvetli değilim. Kötüye çekebileceğim birşey yok sanırım kafanmda. Sadece, öyle, aksın istedim şimdi.
Nerden başlamalı akmaya diye sordum kendime, aman, nerden başlarsa başlasın dedi biri. İyi, pekiyi dedim. Kabullendim. Hah evet, bundan başlanılabilir pektabii ki. Kabullenen birisiyim heralde. Kendim hakkında kesin yargılara varmak ne eylenceli birşeydir kim bilir. Biraz dans etmeli bence insan. Duvarları beyaza boyadıktan sonra, sanki evim daha mı pozitivist birisi oldu, belki de beyaz bir kedim olmalı. Tüm kedilerin efendisi olmayı, kabullenmek başlığıyla bağlayabilmek isterdim şimdi. Of, ikisi de uzak yerlerde kaldılar. Neyse, kedilerin efendisi olmayı istediğim halde, kabullenmeye yatkın birisiyim. Sanki zıt şeylermiş gibi oldu şimdi de. Aa neyse, akıyor işte.
Hop, paragraf. Neydi ki, demin kafamdan geçen o düşünce. Yakalayabilsem onu keşke. Ama sanki bunlar üsküdardaki motorlar gibi. Birisi gider, birisi gelir. Bundan sonrakini yakalarım sanırım. Eski bindiklerimden birine de sarılabilir miyim acaba. Eskiden gelmiş bir fikir. Eskiden bir zaman, gelmiş ve tutmuşum. Ondan akıtabilir miyim acaba biraz buraya. Mesela mutlu olma, mutsuz olma fikri. Kim bilir nasıl mantık yürütüm o zaman. Onu yakaladım ve dedim ki “Aa, mutsuz olmak da ne zor birisi” sonra bunun üstüne birşeyler birşeyler koydum. Mantık yürüttüm. Şöyle böyle dedim. Bindim işte o motora. Yakaladım onu. Acaba demin geçen düşünce neydi. Onu yakalayamadığım için o uçtu gitti. Çok uzun yazı olcak galiba. Akıyor.
Şimdi o düşünce, demin gelip geçti ya; ben onu düşündüm, bildim, birşekilde benim oldu o. Şimdi onu yakalayamadığım, ifade edemediğim için, aslında birşeyler kaybetmiş oluyor muyum ki. Sanmıyorum gerçi, o benim çünkü: Benden geçti, benim oldu. Beni oluşturdu o. Her an yeniden yaratılma halinde olan birşey mi acaba karakter. Demin birşey oldu, benden oldu, bir düşünce geçiverdi sadece, sonra o benden oldu, sonra o ben oldu, beni oluşturdu. Bundan hareketle; kişiliği, sürekli yeniden yaratılma halinde birşey olarak tanımlayabilir miyim. Birşeyleri tespit etmek, karar vermek, hah şu işte demek için doğru zaman gecenin bu iki buçuğu değilmiş gibi geldi. Sadece aksın, yakalayayım bazılarını buraya yeter. Çok eylenceli.
Anlaşılmak, anlaşılmamak; hangisi gerçekten istediğim. Anlaşılmayı hiç istedim mi bilmiyorum, o kadar derinlere inemeyecek kadar yüzeyden akıyorum şu an. Şimdi, bu kadar yüzeysellikle şunu söyleyesim geliyor. Ben anlaşılsam galiba sevmem onu. Çünkü belki de egomu iyi eden şey; karmaşık sanılmak, anlaşılmaz sanılmak. Belki de bu yüzden dışarıya kapalı birisi olup, anlaşılmaz birisi olmayı sağlıyor olabilir iç dengelerim. İç denge ne demek, hastalıklı bir düşünce mi acaba bu. Ama bence değil, sonuçta hepsi benim. Ben herkesi yenerim. Ama bir yandan anlaşılmayı beklemek, çok insani, çok sıcak birşey. Ben onu işaretliyorum galiba. Çünkü ilkine ulaşırken zaten çok yüzeysel akmıştım. Bu samimiyet verici birşey olduğu için daha derin oluyor böylece. Aa, birşeye karar verdim demin. Bu vaktin karar vermek için doğru bir vakit olmadığını da demin biryerlere yazmıştım. Onu silmiyorum şimdi, akıyor çünkü.
Şimdi bitirmem gerek, ama birtane daha yakalamak istiyorum hemencecik. Küçük olma fikri, büyümeme fikri neden bu kadar sıcak geliyor acaba bana. Neden sadece bununla defalarca mutlu olabiliyorum. Nerden akıyor bilmiyorum şimdi ama, sanki küçüklükteki saflığı, masumluğu seviyorum. Gerçi biraz kandırıkçı bir bakışaçısı, itiraf ediyorum. Aslında sürekli büyüyorum, kocaman birisi oldum. Birsürü ciddi işlerim var filan, birsürü şey düşünüyorum. Çocuk bunu yapmaz ki. Ama bunu yapmamaya çalışmak doğallığı öldürür diye birşey aktı şimdi buraya. Çünkü onun dışında tüm yaptıklarım doğal şeyler, kendimden olduğu için yüzde yüz söyleyebiiyorum; içimden öyle davranmak geldiğini. Herneyse, bunu bilemedim; küçük olmanın, kendini büyümemiş hissetmenin neden bu kadar mutluluk verici birşey olduğunu- çikolata gibi belki de, onu da yiyince böyle insan mutlu oluyo, anlam veremiyo, ama oluyo ya, ben ona bakıyorum- bilemedim. Belki de bilmemem gerekiyordur. Of birşey daha aktı.
Bilmem gerekenler ve bilmemem gerekenler diye bir liste var mı acaba. Bilmemem gerekenler olduğu düşüncesi galiba sinir bozucu. Aa, neden bilmeyecekmişim, dedirtiyor. Ama galiba var. Nasıl yenerim bunu acaba. Zaten aklımı en üstün tutmuyorum ki. Hislerimi en üstün tutuyorum genelde. Çünkü aklımın alamayacağı, asla çözemeyeceğim birsürü şey var. Onu en yukarı koyarsam, bir gün gelir çözemediğim birşeyle karşılaşınca, onun en üstün olmadığını görüp, kendimle çelişirim. Bu yüzden bilmemek sinir bozucu olmasın bence. Gerçi insanın kendisiyle çelişmesi kadar insani birşey daha olamaz. Şimdi bi öyle diyip, bi böyle diyerek ne yapmaya çalıştığımı tam olarak anlayamadım, belki de anlaşılmaz olarak egomu tatmin etmeye çalıştığımı sansam olurdu; ama sonuçta biryerlerde anlaşılacak olsam yine de güzel olurdu diye düşünmeden kendimi alamamayı çok insani buldum, çok güzel birşey bence. Sonuçta aktı, ve böyle oldu. Şimdi bitiriyorum. Belki şimdi, bu şarkıyı durdurup, tüm akışı kesip, bu yazıyı tekrar okuduktan sonra “aa bu ne biçim yazı, amma da şaçmalamışım” diyip bu yazıyı silerim. O zaman bu yazı; sadece benim beynimdeki sinapslardan geçen birkaç elektrondan başka birşey olmamış olur. Neyse, akış kesildi.
Biraz akış, biraz flûluk. Ne kadar iyi geliyor, herşeyi netleştiriyor. Akarken çünkü; akış altını net göstermiyor. Biraz bulanık gösteriyor.Durulunca herşey, herşey ne kadar net, kafam ne kadar net. Akarken ne kadar pislik varsa almış akıntı, alıp götürmüş, şimdi kalan; salt netlik. Böyle olunca bilinmesi gereken herşeyi biliyorum hissim var. Ondan var şimdi, evet. Ben bilinmesi gereken herşeyi biliyorum. Mutlu olmak için gereken tüm donanımlar sahibim. Bu düşünce rahatlatıcı çok. Herşey keskin, herşey kesin. Of bu çok süper. Düz birisi olmanın kolaylığı galiba bu. İyi yanı burda. İşte birsürü düz doğru, net doğru. Hepsi kafamdalar. Benim ordum onlar. Hayatın ordularına karşı, çok iyi eğitilmiş bir ordu, tüm olasılıklara hazır. Ayrıca çok iyi yönetilen ordu, ben yönetiyorum. Ben yönetiyorum hissinden sonra gelen his şu; ama o zaman yenilmem ki. Oyunsa zaten, asla yenilmem. Rakibim de çok iyi, kendimi zorlayabilirim böylece, neler yapabileceğimi görebilirim. Yatıyorum, son cümleye geleyim. Hayat zorlasın beni, yapması gerekeni yapsın, ben de neler yapabileceğimi göstereyim; göstereyim de, ağzı açık kalsın.
