gel

Posted in normalized on January 30th, 2008 by reşat

Sadece 10 gün gibi dışardan bakınca. Ama öyle 10 gün ki, alıştığın hiçbirşey yok. Herşey tamamen yeni, tamamen farklı. Ayrıca sucuk yok. 10 gün sucuk yok desem belki anlaşılabilir. 10 gün döner yok. Böyle olunca sadece 10 gün olmuyor.

Şimdi zıplıyorum evimde. Koşturuyorum küçücük koridorunda. Koşturup yataklara atlıyorum. Salona gelip zıplıyorum Şimdi evimdeyim. Gel, gel evimin bütün kokuları. Gel bütün alışıldık görüntü, alışıldık doku, alışıldık renk. Gel şimdi o duygu, ev duygusu. Evin duvarlarına bakıp; ev gibisi var mı? demeli. Entelci kürt filmindeki gibi, gözüme zuumlamalı yönetmen. Etrafımda dönmeliyim evimin, gözlerim duvarlarda.

Sonra ıstanbul var. Onu ı ile yazınca daha güzel gibi geliyor. Sanki samimi bir arkadaş gibi. Evet çok güzel. Gel, gel ıstanbulun kaosu, içine al beni. Gel ıstanbul kokuları, istanbul insanları. Gel ıstanbulun kalabalığı. Sen de orada öyle başını önüne eğip bekleme, sen de gel hadi ıstanbulun trafiği, sana çözümümüz var zaten. Gelin ıstanbulun çocukları, koşturalım beraber. Gel ıstanbulun sokakları. Gel ıstanbulun anlamsız kalabalığı, anlamaz bakışlı insanları.

Çok sıkıldım çekik gözlü insanlardan. Onların mekanik yaşam biçimlerinden. Baharatlı, bulamaçlı yemeklerinden. Görmemiş gibi yaptıkları koca koca binalardan, ileri ileri teknolojilerinden. Doğayı tamamen çıkarmışlar şehirlerinden. Hayat alışveriş merkezlerinde geçiyor. Sürekli gecelik alarak geçen hayattan farkı; yemekleri de alışveriş merkezlerinde yiyiyorlar. Sevgililer alışveriş merkezlerinde buluşuyor. İnsanlar;hadi şöyle bir dolaşak dediğinde yine alışveriş merkezlerine gidiyorlar. Orada hayat alışveriş merkezi. Herşey mekanik, insanlar mekanik gibi. Soğuklar çok, samimiyetten uzaklar. Belki de bana öyle geliyordur. Forrest’in dediği gibi “it’s all of other country”. Terazisine tıklıyorum burdan.

Sucuk,sucuk..
Hayatın anlamı sanki içindeki baharatlarında gizli,
Ve ben seni asla çiğ yemem,
Midemi bozarsın diye korkuyorum,
Sonra annem kurt yapar dedi.
O kurtların sonra vücuttan çıkışı aklıma geldi,
Ve bende küçükken vardı onlardan,
Senin yüzünden hep sucuk.
Ama seni yine de seviyorum,
Seni ikinci yaptım diye sakın darılma ha,
Seni easy-to-ham olarak tanımlarım
OK demekten çok sıkıldım sucuk,
Sen can dostum, Sen en yemeğim
Hayatta gücü temsil ediyorsun,
Ağabeyin pastırma ise;
Hayatta estetiği temsil ediyor.
Ey sucuk, çık o pidenin içinden
Seninle bir sevgi yumağı olduk,
Bu şiir de bize tekmeyi attı;
Anlamsızlığa doğru yuvarlanıyoruz,
Gel sucuk.

re:shot!

Posted in normalized on January 27th, 2008 by reşat

flikar

birden

Posted in normalized on January 27th, 2008 by reşat

birden masaya oturdum, birden bilgisayarı açtım. birden bloga girdim, ve birden yazı yazdım. düşünüyorum da, acaba hayatta herşeyi birden yapabilir miyim. veya şimdiye kadar herşeyden bi kere birden yaptım mı. birden büyük harfle başlamamaya karar verdim. birden paragraf atladım.

kesin birden gülmüşümdür. heralde en az bir kere birden ağlamışımdır. çoğu zaman birden konuşmuşumdur. genelde birden zıplarım, birden koşarım. herzaman birden aklıma birşey geliverir, çoğu zaman birden neşelenirim. bazen birden acıkırım, birden yorulurum. günaşırı birden herşey anlamını kaybeder, sonunda birden tüm anlamlar bir noktada toplanır. birden toparlanırım, birden koşarım. kolayca birden mutlu olurum. nadiren birden mutsuz olurum. ama birden üzülürüm. birden yüzüm düşer. birden heycanlanırım. birden stres olurum. birden mideme kramplar girer.

pahabiçilemez anlarda birden gözlerim parlar, gözbebeklerim büyür. birden kalbim çarpar. birden sarılırım. birden öperim. bazen birden boşluğa düşerim. birden uzaklaşırım dünyadan. birden koparım. birden sinirlenirim. birden elimi çekerim. birden tanıyamam. birden anlayamam. birden mantığını çözemem. sonra birden anlarım. birden dönerim. birden sakinleşirim. birden yumuşarım. birden gülümserim. birden barışırım. birden sarılırım. birden bağlanırım.

bazen birden anlaşılmam. bazen birden çözülemem. genelde birden farkedilmem. çoğu zaman birden göze batmam. kolayca birden unutuluveririm. birden etkileyebilrim. birden patlayabilirim. ama birden kendimi tutarım. birden geri çekilirim. birden izlemeye başlarım. birden analiz ederim. birden karar veririm. birden yazarım. birden çözerim. birden dünyanın en akıllı kişisi olurum. sonra birden kibirlenirim. birden genellerim. birden aşağılarım. birden ayrımsarım bunu. birden farkederim herşeyi. birden yerin dibine girerim. birden pişman olurum. birden normal insan olmak için tutuşurum. birden normalleşmek için çırpınırım.

birden hata yaparım. birden özür dilerim. birden kalp kırarım. birden af dilerim, birden affederim. herşeyi birden yapmaya aslıdna birden başladım. aslında hiçbirşeyin birden olmadığını da birden anladım. tüm herşeyi birden farkettim. yazı birden anlamını kaybetti. hiçbirşeyin birden olmaması birden şimşek gibi kafamda çaktı. birden yazım bitti.

sarı aslında çok sarı

Posted in normalized on January 26th, 2008 by reşat

ben galiba delirdim.

ışık

Posted in normalized on January 25th, 2008 by reşat

Kocaman gözlü küçük çocuk, bir evde yaşıyor, kocaman. Birsürü odası var. Her odasında farklı farklı insanlar kalıyor. Kocaman bahçesi var, herşeyi kocaman. Çocuk hertarafında koşturuyor evin. Koşturan bacaklarından evin hertarafına mutluluk yayılıyor. Evin duvarlarında çok güzel desenli duvar kağıdı var. Açık yeşil, doğu motifleri var. Çok güzel. Her odası kendi içinde ev gibi, kocaman. Bazı odalar geniş, ferah, temiz ama pek eşya yok. İçleri çok güzel kokuyor. Bazıları ise çok pis kokuyor, eşyalar çok lüks, ama çok pis. Kötü kötü kokular geliyor. Küçük çocuk koridorda koşturuyor, koridor sonsuz gibi.

Bu kocaman, temiz odalardan birinde Işık diye bir kız yaşıyor. Upuzun açık renkli elbisesi var, çiçek desenli. Bitane tül gibi bir şapkası var, genişçe. Gülünce sanki etrafına ışık saçıyor. Çok zarif. Çok da güzel. Samimiyeti var, masumiyeti var, zekası var. Odası çok güzel. Sabahları bir işe gidiyor, sonra geliyor. Hep neşeli, hep gülüyor. Arada salonda küçük çocukla karşılaşıyorlar. Küçük çocuk ona yaramaz yaramaz gülümsüyor. Işık onun tepe saçını seviyor.

Işık çok akıllı. Birsürü güzel hayvanı var, hepsi onun bir fikri. Hiç kötü bir hayvanı yok, hepsi iyi birisi. Çok güzel yaşıyor, çok güzel mutlu oluyor, üzüntüyü üstünde hiç tutmuyor. Herkese karşı sevgi var içinde, gözlerinde mutluluk var, kalbinde huzur var. Parmaklarında bilinç var, ayaklarında merak var, kulaklarında dalga sesleri var.

Adımlarında dürüstlük var, sesinde masumiyet var, boynunda başarı var, omuzlarında vefa var. Tırnaklarında sevgi var, sırtında zerafet var. Saçlarında farkındalık var, burnunda neşe var. Küçük çocuk yanına gidiyor, açıyor kocaman gözlerini, “kanatların nerde” diyor. Yine gözlerinde o yaramazlık yapmış ifadesi var, sırıtıyor. Koştura koştura gidiyor. Koşturan bacaklarından mutluluk parçacıkları dağıtıyor etrafa.

Birgün yemekten sonra, odasının kapısında gözüküyor Işık, elinde bavullar var. Gizli gizli bakıyor küçük çocuk. Arkasından arkasından. İnsanlar var yolda, genç yaşlı, erkek kadın. Güzel, çirkin. Uzun,kısa. Hepsi koyu giyimli. Bir tek Işık açıkrenk giymiş. Bir arkadaşı var yanında, onun da elbiseleri koyu değil. Bir odaya taşınıyorlar. Oda yine kocaman, bu sefer eşyaları çok, eşyalar çok güzel, eşyalar çok lüks. Ama oda pis, yerler çamur, örümcek ağları var. İnsanların karga burunları var, patlak kan çanağı gözleri var, içkileri var. Koyu koyu giyiniyorlar hep. Işık bu odaya taşınıyor.

Küçük çocuk yine koşturuyor evde. Işık yine görüyor onu, gülüyor ona çocuk, ışık ona gülüyor. Anlaşıyorlar. Işık çok sevgi dolu, herkesi sevmek istiyor, konuşmayı çok seviyor, paylaşmayı seviyor. Hiç kötü niyet yok onda. Bir çocuk bilebilir bunu sadece, küçük çocuk biliyor onu onda. Çocuk inceliyor onu hep.

O odadakiler hep karga burunlu, hep çok şık. Elbiseleri çok şık, ama kötü kokuyorlar. İçkileri var. Işık’ı anlamıyorlar, çok yabancılar. Ama Işık’ı bilemiyorlar hiç, zekasını bilemyiorlar. Zeki görmüyorlar onu, Işık buna çok içerliyor. Küçük çocuk hepsini görüyor, en akıllısı o diyor. Ama neden içerliyor Işık. Ben biliyorum ya diyor, çocuk işte.

Işık yapayalnız orada. Orası pis, orası tehlikeli. Işık tek başına orda. Sonraları kocaman birşey oluyor Işık’a. Acayip kocaman birşey değişiyor. Işık ağlıyor. Kocaman birşey değişiyor, bir devir kapanıyor sanki. Ama küçük çocuk yanına gidiveriyor, onu güldürüyor. Gözlerinde parlama var ikisinin de, bu değişimi hiç yaşatmıyor, aslında yaşanması gerekiyor. Ama parlama var işte. Ne parlama, ne de çocuk ağlamaya izin vermiyor.

Işık’ın elbiseleri artık hep kırış kırış. Saçları hep biribirine girmiş. Ama yine de çok güzel. Kemikli bir yüzü var, güzel gözleri ve güzel dudakları var. Tül bir şapkası var. Parlama var işte, herşeyi karmaşıklaştırıyor. Şimdi olmaması gerekiyor parlama. Işık’ın elbiselerini solduruyor, kırştırıyor. Saçlarını dağıtıyor, ama o yine de çok güzel. Çocuk soruyor, kanatların nerde.

Işık üzüntüyü hiç içinde tutamıyor, parlama var onda. O belki tek gerçeğim diyor, ama demesi kolay. Sonra birsürü hayvanı çıkıyor. Onlar fikirleri hep. Eskiden hepsi iyi birisi olan hayvanları şimdi hırçınlaşıyor, tırmalıyorlar Işık’ı. Ama o kötü şeyler barındıramaz, çocuk bilyor bunu. Çocuğun gözlerinde de parlama var.

Parlama herşeyi biribirine geçiriyor. Elbiseleri, saçları, parmakları, hayvanları. İnsanları, erkekleri ve kadınları, gençleri ve yaşlıları, iyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı. Hepsi birleşip insan oluyorlar, Işık’ın üstüne üstüne gidiyorlar. Bu çok yorucu, zaten sabahki işi ayrı yorucu. Bir de bunlarla uğraşıyor akşama gelince. Gece olunca hepsi birleşip Işık’a geliyorlar. Ama Işık çok iyi idare ediyor, çok iyi uzak duruyor. O yaşamakta çok başarılı. Parlama herşeyden büyük.

Işık çok yoruluyor, çok hayvanı var. Kötü kötü hayvanlar düşünüyor. Siyah bir kedi onu tırmalamaya çalışıyor, Işık çok çevik, kaçıyor. Bitane baykuşu var, arkasından saldıracakken küçük çocuk bağırıyor, ”arkanda”, böylece kurtuluyor.

Bir gece, küçük çocuk yatağında, gözelerinde parlama, heycanlı heycanlı tavana bakıyor. Uyku girmiyor gözüne. Dışardan, pencereden ay ışığı geliyor gözündeki parıltıya. Birşey olacak yarın, çok heyecanlı. Herşeyi silip süpüren birşey, tüm gerçekleri yokedip yerine geçen gerçek birisi. Ertesi gün oluyor, Işık çocuğun odasına misafirliğe geliyor.

Tüm elbisler düzelir orda, kırışıklığa yer yok. Saçları dümdüz, toplu, çok bakımlı oluveriyor. Yüzüne huzurlu bir ifade geliyor. Esniyor orada. Sağa ve sola, yukarı ve aşağı. Küçük çocuğun odasına geliyor Işık. Tüm herşey orda düz, çok olağan. Gerçek olamayacak kadar güzel. Ama çocuk bilmez ki, gerçek olamayacak diye birşey var mıdır. Bu var işte gerçek diyor, çocuk işte. Işık orda çok mutlu, herşey çok açık, belirsizliğe yer yok orda.

Ertesi gün Işık kendi odasına dönüyor, elbiseleri yavaş yavaş yine kırışıyor. Çok yoruluyor orda, sabahki işi çok yorucu. Sonra akşam evde hayvanları var, hırçın, zarar verici. Ama çocuk geliyor yanına, cebinden şeker çıkartıyor “al,bak” diyor. Gülüp yaramaz yaramaz koşuyor evde. Işık’ın çok hayvanı var. Işık bu yüzden çok dalgalı, çok değişken. Bazen sabah kahvaltıdan sonra hiçbirşey yokmuş gibi gelip çocuğun saçını seviyor, sonra akşam odasına çekilip ağlıyor. Ama çocuk anlıyor onu, çocuğun gözlerinde parıltı var.

Bir gece Işık dışarı çıkıyor. Gece çok kasvetli, yağmur var. Gök gürüldüyor. Yerler çamur. Çocuk peşinden gidiyor. Kaygılanıyor. Ufacık çocuk, arkasından gizli gizli gidiyor. Işık gitmemesi gereken yerlere gidiyor, girmemesi gereken yerlere giriyor. Sokaklarda karga burunlu insanlar var, siyah elbiseli. Işık girmemesi gereken sokaklara giriyor, ne yaptığını bilmiyor. Sonra birden etrafına bakınıyor, kaybolmuş. Korkuyor, koşturuyor, etraf bataklık, karanlık bir orman var. Çok korkunç etrafı. Sonra birden yere düşüyor, yer çamur. Elbiseleri kirleniyor. Tül şapkası çamur oluyor. Işık kalkamıyor. Sonra kalkmıyor. Sonra umudunu yitiriyor. Burda kalmalıyım diyor, burda yitip gitmeliyim. Ama küçük çocuk onu izledi, onu biliyor, yolu biliyor. Koştura koştura yanına gidiyor. Elinden tutuyor, kalk hadi diyor.

Işık gelmek istemiyor gibi baştan, burda kalmalıyım belki diyor. Elbisem çamur içinde, annem kızar diyor. Ama teninde hiç kir yok, tertemiz. Çocuk onu görüyor. Kalk hadi gidelim diyor. Çocuk yolu biliyor, gelirken işaretler bırakmış. Elinden tutup onu eve götürüyor. Işık çok yorgun, çok bitkin. Eve geliyorlar, gözlerinde parlama var.

Işık elbisesini yıkıyor, temiz elbiselere bürünüyor yine, yine tül şapkası var. Upuzun çiçekli açık renkli elbisesi var. Beyaz, zarif ayakkabıları var. Kemikli yüzü var, çok güzel. Işık eve dönüyor. Biraz dinlenmesi gerek, ama işleri var. Hergün kalkıp gidiyor. Çok yoruluyor gerçekten. Birsürü hayvanı var. Onu ısırıyorlar, ama o kendini hiç düşünmüyor.

Işık hastalanıyor, pek birşey yemiyor çünkü. Tüm payını başkalarına dağıtıyor. Birsürü hayvanı var, onlara veriyor hep, kendisi bitkin düşüyor. Bu yüzden işleri aksıyor, bu yüzden daha kötü oluyor. Ona zarar veren hayvanları olmamalı, izin vermemeli onlara. Kendini düşünmeli. Işık kendini hiç düşünmüyor. Kocaman gözlü küçük çocuk kaygılı. Ona birşey olacak diye korkuyor. Işık gittikçe hastalanıyor.

Işık kocaman değişiklik yaşadığı şeyi özlüyor. Eksiklik hissediyor. Kendini iyi hissetmiyor, özlüyor. Kendini belki bazen suçlu hissediyor. Ama özlüyor işte, çocuk anlıyor, sonra hak veriyor. Kocaman birşey olduğunu biliyor, upuzun. Çocuk anlıyor, gözlerinde pırıltı var. Ama Işık hırçınlaşıyor, ağlıyor, kötü oluyor çok. Çocuk üzülüyor, Işık kötü oluyor. Çocuk kaygılanıyor. Işık çıkış yolunu bulmalı, çocuk yardım eder. Çocuk onu anlıyor, biliyor.

Çocuk çıkış yolu var diyor. Hayvanlara yemeklerini vermemelisin. Kendin yemelisin diyor, onlar zaten yaşar. Verirsen onlar seni tırmıklar. Düşünmemesini söylüyor. Çocuk net görüyor, çünkü o çocuk. Ama Işık’ın çok hayvanı var. Hepsi onun fikri, düşüncesi. Işık çok düşünüyor. Kendini hiç düşünmüyor. Bu yüzden hasta oluyor. Çok bitkin. Ama bazen yatağında mor kaplı, sarı sayfalı bir kitabı açıyor. Okumaya başlıyor. Okuyunca iyi oluyor Işık, çocuk bunu görüyor. Okuyor, herşeyden uzaklaşıyor. Çocuk görüyor. Işık okuyor, o zaman şimdi iyi. Sonra Işık kötü oluyor, çocuk görmüyor, çocuk işte. Işık düşünmeyi bırakmalı. Işık gün doğumunu izlemeli diyor çocuk.

Işık yemeğini herkese dağıtıyor, ama kendisine kalmıyor. Kendisine bırakmalı biraz diyor çocuk. Hergün odasına geliyor, bahçeden taze çiçekler toplamış. Sonra yanına oturuyor, elini sıkıyor. Kocaman gözlerle bakıp gülüyor. Yemeğini bitirmelisin diyor. Senin yemeğin bu, başkasının ihtiyacı yok ki. Onlar zaten doyuyor. Sen doyarsan onlar da iyi olur zaten. Işık tamam diyor, ama hala çok yorgun. Işık özlüyor kocaman şeyi, çocuk birşey yapamıyor o zaman. Işık çok hırçın. Kocaman şeyi sadece o kocaman şey doldurur, başka birşey dolduramaz ki diyor çocuk. Işık yerine koyduğu şey aynısı olsun istiyor. Işık niyi olacak. Çocuk bunu biliyor. Çünkü düşünmese yeter, doğaal hali mutluluk. Yanağından öpüyor kocaman gözlü küçük çocuk. Koştura koştura odadan çıkıyor.