<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.2.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>mrstsrm</title>
	<link>http://resat.dilbaz.org/wp</link>
	<description>mehmet reşat dilbaz selam sunar biraz</description>
	<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 14:43:14 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.2.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>bence vogue, sahurda sucuk yemektir</title>
		<link>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/142</link>
		<comments>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/142#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 01:21:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>reşat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[normalized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://resat.dilbaz.org/wp/archives/142</guid>
		<description><![CDATA[Oh, sahur times, serin esinti, hicaz oryantal taksimi, loş ışık güzel olay hepsi. Sahurda blog yazmak da öyle. Bu 16 saatlik oruç olayı beni biraz mutlu etti. Eskiden ramazan bana çok kolay gelirdi, neredeyse hiç acıkamadan iftar olurdu. Şimdi mesela saat 6 oldu mu, karnım kazınıyor, susuzluktan beyin kuruması yaşıyorum. O zaman hoşuma çok gidiyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Oh, sahur times, serin esinti, hicaz oryantal taksimi, loş ışık güzel olay hepsi. Sahurda blog yazmak da öyle. Bu 16 saatlik oruç olayı beni biraz mutlu etti. Eskiden ramazan bana çok kolay gelirdi, neredeyse hiç acıkamadan iftar olurdu. Şimdi mesela saat 6 oldu mu, karnım kazınıyor, susuzluktan beyin kuruması yaşıyorum. O zaman hoşuma çok gidiyor. İrade bende oğlum, yemiyorum işte haha diye hava atıyorum kendime. O zaman irade denen şeyle dirsek mesafesindeymişim gibi oluyor. Selam irade, nasıl gidiyor diyorum, sohbet ediyoruz. Çok iyi biri özünde.</p>
<p>Ama geçen gece sahurda sucuk yedim. Herkes bilir ki ben sucuk müptelasıyım. Türkiye Müptelalık Enstitüsüne sucuk, kinder bueno, erik, salatalık ve mandalina kalemlerinden kaydım mevcuttur. Müptelalık sıfatının gerekliliklerini de layıkıyla yerine getiririm. Neyse işte, sucuk da susatan biri. Özünde iyi biri ama susatınca etkileri fena. Gün içinde işeyerek ve terleyerek zaten gereğince su kaybettiğim için, sucuğun sindirimi için gerçekleşen dehidrasyonlar beni epey zorladı. Sanırım vücudumda başka su kalmadığı için beynimdeki sıvıyı tüketmeye başladım. Sonra beyin kuruması denen olay gerçekleşti. Çok hoş bir olay sayılmaz kendisi.</p>
<p>Bugün sahurlarken msndeki arkadaşlarıma referandum anketi yaptım. Sonuç 24 hayır 12 evet çıktı. Hayırcıları kendi kafamda grupladım. Kolpa solcu hayırlarından daha fazla ülkücü hayırı var. Evetçiler sayıca az ama bunların çoğu akpci eveti. Bir kaç kişi de yetmez ama evetçi. O fikir bana sempatik gelse de ben boykottan yanayım. Benim gibi boykotçu bir iki arkadaş var. Okusam bile pek birşey anlamadığım, anlamak için okuduğum kaynaklar tarafından ister istemez manipule edildiğim ve tamamiyle parti oynalamsına dönüşmüş bir olaya oy vermek pek istemiyorum. Zaten üşeniyorum da, o ayrı. Biz boykotçular genelde üşeniriz.</p>
<p>Yarın brahem abinin konseri var ya. Şimdi kim gelse konsere en çok sevinirsin diye sorsalar kesinlikle anouar brahem derdim. Ve bu ramazanda caz olayına bir baktım, brahem abi. Hay yaşa be, dedim. Holey sevinci yaptım. Şu mutlu olmak işi, işten bile değil.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/142/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>mavi takım</title>
		<link>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/141</link>
		<comments>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/141#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 01:40:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>reşat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[normalized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://resat.dilbaz.org/wp/archives/141</guid>
		<description><![CDATA[Almancı 13 yaşındaki kuzenim melike bana tesadüfen mavi takımda olduğundan bahsetti. Yani aslında en sevdiği renk maviydi ve sadece bu yüzden takım olarak maviyi seçmişti. Ben ise hemen austerin mavi takımına gittim. Hatırladım, inceledim ve karar verdim ki melike zaten austerin de mavi takımındaymış. Bir kere akıllı ve uslu bir çocuk. Hayvanlara karşı çok merhametli, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Almancı 13 yaşındaki kuzenim melike bana tesadüfen mavi takımda olduğundan bahsetti. Yani aslında en sevdiği renk maviydi ve sadece bu yüzden takım olarak maviyi seçmişti. Ben ise hemen austerin mavi takımına gittim. Hatırladım, inceledim ve karar verdim ki melike zaten austerin de mavi takımındaymış. Bir kere akıllı ve uslu bir çocuk. Hayvanlara karşı çok merhametli, hatta insanlara karşı bile. Derslerinde başarılı ve kavgacı bir ailenin içinde oldukça barışçıl. Ve en önemlisi, espiri anlayışı var, sense of humor. Baktım melike de bizim takımdanmış, hemen ona kitaptaki bölümü okudum. Çok şaşırdı ve sevindi. Demek biz bir takımmışız dedi. Hemen takım ruhuna adapte oldu.</p>
<p>Sonra melikeyle en sevdiğimiz şeyler listesi yapmaya başladık. Mavi takımın en sevdiği hayvan kaplan seçildi. En sevdiğimiz meyve biraz benim ısrarlarımla erik seçildi. En güzel mevsim yaz ve en güzel şey olarak da denizde hemfikirdik. Zaten teyzem hep; melike sana benziyor, sıla da ismaile benziyor derdi. Sıla da bir &#8220;dişi ismail&#8221; karakteri. Devrimci ve dikbaşlı, agresif ve aktivist. Bende olmayan her şeyin kardeşimde olması beni hep mutlu etmiştir.</p>
<p>Geçen kütüphanede şiir okudum. Sonra dengelemek için gidip playstation oynadım. Ben bu şiir olayından bir türlü hazzetmiyorum. Yani ciddi şiirden bahsediyorum. Ciddi olarak şiir sevmiyorum ben. Denemedim değil, hatta fikir olarak hoşuma bile gidiyor bazen. Ama okumaya başladım mı acayip sıkılıyorum. Ben böyle yoğun ve kısa şeyleri pek sevmiyorum hayatta. Benim için her şey biraz daha uzun sürsün istiyorum. Her şeyi uzatmaya çalışıyorum. Bütün anların içine biraz daha an sıkıştırabilir miyim diye bakıyorum. Güzel hava varsa yolu mutlaka uzatıyorum. Kitap güzel çıkmışsa bitmemesi için sonlara doğru kısa kısa okuyorum. Okulu da uzatıyorum, o da bu silsileye dahil olabilir gibi geldi bana. </p>
<p>Şiir ise çok yoğun, bir anda oluveriyor. Ben biraz daha zaman istiyorum. Zaten hayatta her şey biraz zaman istiyor. Yeni olan şeyler alışmak için, eski olan şeyler unutmak için, şu andaki şeyler olmaklık için zaman istiyor. Düşünceler olgunlaşmak için zaman istermiş, insanlar da öyleymiş. Ben bu olgunluk olayından birşey anlamıyorum şu anda. Şu anın içindeki bir olgunluktan bahsetmek de ayrıca saçma. Olgunluk genellikle geçmişten gelip gelecekle bağlanan bir olgu. Şimdiki zamanı atlıyor. Hem ben daha çok geçmişle bağlantılı bir nesneyim. Geçmişte yaşayıp ya da en azından yaşamayı isteyip şimdiki zamanda sıkışıp kalmak insanı sinizme doğru itiyor. Zaten bu cümlelerim de hep onun izlerini görüyorum. Eskiden bu yazdıklarımı okuduktan sonra hemen silerdim. Şimdi hiç umrumda olmuyor. Ama ben uzatmaya dönmek istiyorum. Çünkü yine uzattım.</p>
<p>Uzatmakla yavaşlık arasında hiçbir bağlantı yok bence. Bir şeyi uzatıp aynı zamanda hızlı da yapabiliyorum. Sadece göreceli olarak uzatıyorum, kendime göre, anların içine an katarak. Yemek yerken mesela, en sevdiğim şeylerden birini yiyiyorsam, uzata uzata yiyiyorum. Ama aslında hızlı yemek yerim. Bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Birşeylerin uzamasını çok seviyorum, kalın kitapları, uzun şarkıları, uzun yolculukları, uzun sevişmeleri seviyorum. İçindeyken uzun olduğunu bilmenin rahatlığıyla hiç bitmeyecekmiş gibi içinde varolabiliyorum. Sonuna daha çok var diye kendimi avutabiliyorum. Çünkü sonlarda ben hep bi garip oluyorum. Çok ikircikli bir gariplik.</p>
<p>Bir şey biterken - buraya &#8220;her ne olursa olsun&#8221; yazmak istedim - bendeki bu ikircikli hal. Biri gerçekten hüzünlü bir bitmesini istememek, diğeri isterse dünyada en sevdiğim şeylerden biri olsun bu sona yaklaşımdan duyduğum rahatlama hissi. Her biten kitabın sonunda aynı his. Her filmin, şarkının, maçın, ilişkinin, sevişmenin, günün, mevsimin, yılın, toplantının, yolculuğun, tatilin, ödevin ve kinder buenonun . Hepsinin sonunda aynı bitmesini istememe, iç burkulma, neredeyse normal insan üzüntüsü. Diğer yanda, sona gelmenin getirdiği bir rahatlama, bir gevşeme, bir hoşluk. En sevdiğim insanlardan birinin konserine gideyim, sonunun geldiğini anlayınca yine o şaşırdığım ürperişler; hem üzülme hem ferahlık. Neredeyse her şeyin sonunda bu aynı. Hem rahatlama, hem bu bitişe bir üzülme. Bu ikircilik hoşuma gitmiyor değil, ama garip geliyor üstüne düşününce.</p>
<p>Suç ve cezanın çizgiromanını yapmışlar. Ulan svcnin çizgiromanı mı olur. Bu kadar komik şey görmedim ben. Yakında kuranın, incilin, tevratın filan çizgiroman versiyonları çıkar. Kafkanın ne çizgiromanı olacak ulan namussuz habeşistan kralları. Bu ntv edebiyat editörünü bulsam döverim gerçekten.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/141/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>gauss</title>
		<link>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/140</link>
		<comments>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/140#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 16:18:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>reşat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[normalized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://resat.dilbaz.org/wp/archives/140</guid>
		<description><![CDATA[ekseriyetle bir şarkıdır
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://resat.dilbaz.org/alfa.mp3">ekseriyetle</a> bir şarkıdır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/140/feed</wfw:commentRss>
<enclosure url="http://resat.dilbaz.org/alfa.mp3" length="3805435" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>napoliten şarkılar hoşuma gidiyo</title>
		<link>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/139</link>
		<comments>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/139#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jul 2010 20:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>reşat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[normalized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://resat.dilbaz.org/wp/archives/139</guid>
		<description><![CDATA[3-4 yıldır kalmadığım kadar uzun süre adapazarında kalınca nostalji yapmadan duramadım. Çocukluğumun anılarının peşinden koşturdum. Eski günlüklerimi okudum. Taa en eskisini buldum. 15 yaşında yazmışım. Yaklaşık 20 tane yazı. O zamanlar çok frpciymişim. Kender sanıyormuşum kendimi.  Bir de bard sanıyormuşum. Şiirler yazmışım. Hepsini unutmuşum, okuyunca çok hoşuma gitti.
O zamanlar, lisedeyken işte, bitane kıza aşıktım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>3-4 yıldır kalmadığım kadar uzun süre adapazarında kalınca nostalji yapmadan duramadım. Çocukluğumun anılarının peşinden koşturdum. Eski günlüklerimi okudum. Taa en eskisini buldum. 15 yaşında yazmışım. Yaklaşık 20 tane yazı. O zamanlar çok frpciymişim. Kender sanıyormuşum kendimi.  Bir de bard sanıyormuşum. Şiirler yazmışım. Hepsini unutmuşum, okuyunca çok hoşuma gitti.</p>
<p>O zamanlar, lisedeyken işte, bitane kıza aşıktım. Lise platonik aşkları işte, çok zevkliymiş. Okudum hep günlüklerimi, şekspirin hoşuma gittiği hayatımın tek kesitiymiş. Şiirler filan çok komik, okuyunca çok gülesim geldi. Sonra ne olduğunu tam hatırlayamıyorum ama o kızdan vazgeçmiştim. Sonra kızları pek sevmemeye başlamışım, yani bir dönem öyle olmuş, ben pek hatırlamıyorum. İnsanlarda aradığım özellikleri sıralamışım, işte çok dolambaçlı olmadan, artniyetsiz düşünceleri olsun, ne yapılabileceği kestirilebilsin, dengeli olsun filan. Sonra da, tam olarak şöyle &#8220;tabii bu özellikleri kızlarda bulmak imkansız. Bu yüzden kızlarda aradığım tek özellik güzellik. Kimseyi kandırmaya gerek yok. Herkes iç güzellik önemli diyor, ama bence en önemlisi dışgüzellik.&#8221; demişim. Haha çok dobra açıklamalar gibi geldi bana.</p>
<p>Bazı şeylerin sürekli değişmesi hoşuma gitti epey. Ben mesela, ne kadar  çok değişmişim. Fotoğraflara baktım, alnım açılmış, burnum yamulmuş, epey çirkinleşmişim. Eskiden güzel sayılabilirmişim. Sonra düşüncelerime baktım, eskiden ne kadar netmiş. Şu şöyledir, bu da böyle. Şimdi sürekli irdelenmekten delik deşik olmuş, ama yine de huzur veren şeyler var kafamda. Sonra o lisede sevdiğim kız da çok değişmiş. Gerçi bu pek hoşuma gitmedi. Efsane güzellikteydi çünkü lisedeyken. Şimdi direkt fail olmuş kız. Epey çirkinleşmiş, kilo almış, suratı yaşlanmış. 24 yaşına gelmişiz. Oha dedim sonra düşününce. Gerçekten de 24 yaşındayız. </p>
<p>Bazı şeylerin hiç değişmeyişi hoşuma gitti epey. Ben mesela, apaynıyım, fotoğraflara baktım, apaynı. Yazdığım yazılar da aynı, saçma salak boş şeyler, ama eğlenceli. Sonra işte düşündüm, 24 yaşına gelmişim. 24 çok büyük geldi gözüme. Benim için çok fazla, pek hoşuma gitmedi. Her sene doğum günümde önümüzdeki sene için kendimin yapmasını istediği birşeyi seçiyorum. Sonra doğum günüm gelince bakıyorum yapmış mıyım diye. Bunları da mavi sert kapaklı bir deftere yazıyorum. Şimdiye kadar yapamadıklarım yaptıklarımdan çok, ama olsun. Bir sene fransızca öğrencem demişim, o yatmış. Bir sene de bütün yemekleri yicem demişim, o da tabii olarak yattı. Geçen sene mesela, piyano çalcam demiştim. Onu yaptım bu sefer. Güzel oldu çok. Ginosin çalsam bile yeter diyordum, ama ginoped bile çalabiliyorum. Bu sene de birşey yazdım, bakalım olacak mı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/139/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>faşoteker</title>
		<link>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/138</link>
		<comments>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/138#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 10:05:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>reşat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[normalized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://resat.dilbaz.org/wp/archives/138</guid>
		<description><![CDATA[bir iki üçler
yaşasın türkler
dört beş altıı
polonya battı
yedi sekiz dokuz
almanya domuz
on onbir oniki
italya tilki
onüç ondört onbeş
ruslar kalleş
onaltı  onyedi onsekiz
hapı yuttu portekiz
diye bir tekerleme var. Abim öğretmişti bana da. Sonra bu geçenlerde benim aklıma geldi. Arkadaşlara sormaya başladım. Biliyonuz mu böyle faşo bir tekerleme var diye. Hee biliyoz dediler. Ama bazı farklılıklar çıktı. Mesela aristokrat bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bir iki üçler<br />
yaşasın türkler<br />
dört beş altıı<br />
polonya battı</p>
<p>yedi sekiz dokuz<br />
almanya domuz<br />
on onbir oniki<br />
italya tilki</p>
<p>onüç ondört onbeş<br />
ruslar kalleş<br />
onaltı  onyedi onsekiz<br />
hapı yuttu portekiz</p>
<p>diye bir tekerleme var. Abim öğretmişti bana da. Sonra bu geçenlerde benim aklıma geldi. Arkadaşlara sormaya başladım. Biliyonuz mu böyle faşo bir tekerleme var diye. Hee biliyoz dediler. Ama bazı farklılıklar çıktı. Mesela aristokrat bir aileden gelen elitist ibne arkadaşımın tekerlemesinde </p>
<p>yedi sekiz dokuz<br />
ruslar domuz<br />
on onbir oniki<br />
amerika birinci</p>
<p>diye değiştirmişler. Buna çok güldüm ben tabii. Amerikancı, robertçi ibneler dedim. Sonra bi kız arkadaşın annesi babası ateistti, tam anarşo bir aileden geliyordu. Kara komunistler. Onların tekerlemesi de şöyle değişmiş;</p>
<p>on onbir oniki<br />
amerika tilki<br />
onüç ondört onbeş<br />
ruslar kardeş</p>
<p>Buna da epey güldüm tabi. Eskiden ideolojiler tekerlemelerin içinde yaşıyormuş, ne iyiymiş. Sonra aklıma lisede milli güvenlik dersinde milito hocaların bize söyledikleri geldi. Yunanlar düşman, bulgarlar düşman, iran zaten düşman, ırak suriye bizi sevmez, düşman. Herkes düşman. Çok komik.</p>
<p>Ondokuz Yirmi Yirmibir.<br />
Yerin dibine gir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/138/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>çatı tamiratı son</title>
		<link>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/137</link>
		<comments>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/137#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 06:12:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>reşat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[normalized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://resat.dilbaz.org/wp/archives/137</guid>
		<description><![CDATA[8 haziran 2010 salı saat 09:12
Dün gece 11de uyudum ve bugün 7de kalktım. Uyudum, gerçekten uyudum, sahici uyudum. Rüya gördüm, renkli rüya gördüm. Gerçekten gördüm. Uyandığımda yağmur yağıyordu. Ne güzel şey yağmur. Tamir olan çatının oluklarından foşur foşur akıyor yerlere.
Budan önceki dört gün ne oldu diye soracak olursanız, anlatmamayı tercih ediyorum. Mutlu sonları seviyorum.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>8 haziran 2010 salı saat 09:12<br />
Dün gece 11de uyudum ve bugün 7de kalktım. Uyudum, gerçekten uyudum, sahici uyudum. Rüya gördüm, renkli rüya gördüm. Gerçekten gördüm. Uyandığımda yağmur yağıyordu. Ne güzel şey yağmur. Tamir olan çatının oluklarından foşur foşur akıyor yerlere.</p>
<p>Budan önceki dört gün ne oldu diye soracak olursanız, anlatmamayı tercih ediyorum. Mutlu sonları seviyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/137/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>çatı tamiratı 4</title>
		<link>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/136</link>
		<comments>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/136#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 13:37:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>reşat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[normalized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://resat.dilbaz.org/wp/archives/136</guid>
		<description><![CDATA[04 Haziran 2010 perş saat:16.29
Bugün finallerin 4, çatı tamiratının 5. günü. Çok az, belki 15 dakikalık bir uyku uyuyabildim dün gece. Ona da uyku denemez tabii, belki bir sızma olabilir. Bir an için kendimden geçmişim, sonra uyandığımda saat sadece 15 dk ilerlemişti, oysa ben ne fazla rüya görmüştüm, birbirinden post-apokaliptik rüyalardı, ama sadece temalarını hatırlıyorum, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>04 Haziran 2010 perş saat:16.29</p>
<p>Bugün finallerin 4, çatı tamiratının 5. günü. Çok az, belki 15 dakikalık bir uyku uyuyabildim dün gece. Ona da uyku denemez tabii, belki bir sızma olabilir. Bir an için kendimden geçmişim, sonra uyandığımda saat sadece 15 dk ilerlemişti, oysa ben ne fazla rüya görmüştüm, birbirinden post-apokaliptik rüyalardı, ama sadece temalarını hatırlıyorum, içeriğini hiç hatırlayamıyorum.</p>
<p> Uyuyamamaktan nefret ediyorum. Tüm bu saplantılı güm güm seslerinden de nefret ediyorum. Uyuyamayıp, buraya gelip yazı yazmaktan da nefret ediyorum. Ama zaman geçiyor işte. Cinnet dedikleri tam olarak bu olsa gerek.</p>
<p>Uyuyamayıp okula gidip, bok gibi iki tane sınava girip, bok gibi cevaplar verip, boka batıp çıkıp, bok benzemiş bir şekilde eve geldim .Çünkü bu  bok çuvalları yine evde güm güm yapıyorlardı. Çatıyı onarıyorlardı. Eve gelip uyuyamayacağımı bilmek çok sinir bozucuydu. Her şeye küfretmekten kendimi alamıyorum. Sanki kontrolü yavaş yavaş başka birine devremiyormuşum gibi, bana hiç benzemeyen biri. Sanki geriye çekilip olan biteni izliyorum bazen. Trans müziği kulaklıkla dinleyince, o baslarını daha şiddetli kulak zarımda ve çekiç örs üzengimde hissedince, acayip bir dans yapmak istiyorum. Bir yerim kırılana kadar sert sert yere vurmak,  o güm güm sesleri çıkarmak, delice zıplamak, her şeyi parçalamak, bazen motorda aklıma geliyor bu. Böyle yapıp atlasam denize, ne güzel olur. Denizden nefret etmiyorum.</p>
<p>Taa geçen yıllarda, woolfun dalgalarını okurken dinlemek  için internetten 7 dakikalık dalga sesi indirmiştim. Biri kaydetmiş işte, 7 dakika dalga haşır huşur, çok anlamsız, çok güzel. Onu konsantre olup dinleyebildiğim zamanlar bazen neredeyse iyileştiğim sanıyorum. Hiç birşey hissetmiyorum. Kendimi kumsalda buluyorum. Sarı sıcak kumlar, mavi serin deniz, ve onun ritmik dalgaları. Denizi çok özledim. Uyumak istiyorum, deniz kenarında bir yerde uyumak, dalga sesinde uyumak istiyorum. Uyumayı çok özledim. Ah bir uyuyabilsem.</p>
<p>Belki gerçekten delirdim, ah bir uyuyabilsem.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/136/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>çatı tamiratı 3</title>
		<link>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/135</link>
		<comments>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/135#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 13:29:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>reşat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[normalized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://resat.dilbaz.org/wp/archives/135</guid>
		<description><![CDATA[02 haziran 2010 çarş. saat:16.52
Her şey daha da kötüye gitmeye başladı. Olacak gibi değil. Her şey sinirime dokunmaya başladı. Ve baş ağrısı geldi yerleşti beynimin içine. Onu çıkarıp atamıyorum. Kafamı koparım atmak istiyorum. Her şeyden nefret ediyorum. Bu televizyondaki spikerlerden, olaylardan, insanlardan, çatılardan, ustalardan, çekiçlerden, dan dan dan seslerden nefret ediyorum.
Trans müziğe başladım. Beynimi uyuşturucu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>02 haziran 2010 çarş. saat:16.52</p>
<p>Her şey daha da kötüye gitmeye başladı. Olacak gibi değil. Her şey sinirime dokunmaya başladı. Ve baş ağrısı geldi yerleşti beynimin içine. Onu çıkarıp atamıyorum. Kafamı koparım atmak istiyorum. Her şeyden nefret ediyorum. Bu televizyondaki spikerlerden, olaylardan, insanlardan, çatılardan, ustalardan, çekiçlerden, dan dan dan seslerden nefret ediyorum.</p>
<p>Trans müziğe başladım. Beynimi uyuşturucu sert ritimlerle yukarıdaki sanki bir ilahi olan ritmi bozmaya, onu yenmeye, onu yoksaymaya, onu aşmaya çalışıyorum. Bazen belki bir iki dakikalığına onu yeniyorum. Sonra tekrar yeniliyorum. Çok uykum var, ve uyuyamıyorum.</p>
<p>Uyuyamadıkça sinirlerim kat kat artıyor. İnsanlara dik dik bakıyorum, trafikte her şeye sinirleniyorum. Kötü geçen sınavlardan sonra hocalara küfrediyorum, insanlara, her şeye sürekli küfrediyorum. Tüm hayatım boyunca ettiğim küfürlerin toplamını bu son 2 günde ettim. Hayatımda şimdiye kadar sinirlendiğim dakikaların toplamının 10 katı kadar bu iki günde sinirlendim. Ve bu çok yıpratıcı bir etki bıraktı üzerimde. Belki uykusuzluktan ve uyuyamaktan bilmiyorum ama her şeyi bok gibi hissediyorum. Yani boka benzedi her şey. Başlangıçta içten içe hoşuma gidiyordu, belki bir final procrastination&#8217;ı olarak, hikayeleştiriyordum, biraz da abartıyordum belki. Ama şimdi gerçekten tehlikeli sınırlara doğru ilerliyor, hem baş ağrım, hem sinirlerim, hem uyuyamamam. Gerçekten bir oyun gibi başladığım şeyin tehlikesini görüyorum şimdi. Delirmek işten bile değil. Ve gidebileceğim bir yer yok.</p>
<p>Bugün eczaneye uğrayıp kuvvetli ağrı kesicilerden aldım, uyuşturucu bunlar galiba. Bir tane içtim, kaç saat geçti etkilemedi. Sonra ikinciyi içtim, bu biraz daha etkin oldu. Hatların bozuk olduğu bir telefon görüşmesinde karşı tarafın sesini sanki çok uzaktan duyuyormuşsun gibi şimdi acıyı bu şekilde hissediyorum. Sanki çok uzaklarda birşey ağrıyor, ama sesi az geliyor, o yüzden daha tahammül edilebilir. İnsan ne kadar değişiyor bu ilacı içince. Sanki içinde umursamazlık iksiri var. Şu anda, gerçekten, daha önce umursadığım, önem verdiğim hiçbirşeyi umursamıyorum. Aklıma teker teker getirip hepsinin köküne kibrit suyu diyorum. Ama hala sinirliyim, ve uykusuzum. Bunları yazarken bile ağrı kesicinin umursamazlık etkisini hissediyorum parmaklarımda.</p>
<p>Bu tekno müzik, komşuları rahatsız eder mi diye aklıma getirdim -çok hardcore, çok anlamsız, ve çok hızlı ritimli. Sonra küfürlü bir şekilde ederse etsin dedim. Yani sikeyim ya, ederse etsin dedim. Bok diyorum bir de sürekli. Biri bana herhangi bir soru sorduğunda ona bok diye cevap veresim geliyo. Sınavda hocanın yorum sorularında boka benzemiş yazasım geliyor. Bu ağrıkesiciden içip sınava girsem kesin yazarım. Pipeline Architecture&#8217;da hazards olursa ne olur? Bok olur.</p>
<p>Gerçekten boka battım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/135/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>çatı tamiratı-2</title>
		<link>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/134</link>
		<comments>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/134#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 13:13:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>reşat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[normalized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://resat.dilbaz.org/wp/archives/134</guid>
		<description><![CDATA[2 haziran 2010 çarşamba, saat 04:13
Bütün gece uykusuzlukla, baş ve karın ağrısıyla ve ayrıca sıkıcı bir dersle mücadele ederek saati 11 yapmaya çalıştım. 11 olunca uyuyup, sabah 8de uyanıp her şeyi yerli yerine, eski haline getirmeyi umuyordum. 11de yattım, uyumakta epey zorlandım. 12ye doğru uyumuşum sanırım, ve 15 dk önce uyandım, ve yine o sesler. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2 haziran 2010 çarşamba, saat 04:13</p>
<p>Bütün gece uykusuzlukla, baş ve karın ağrısıyla ve ayrıca sıkıcı bir dersle mücadele ederek saati 11 yapmaya çalıştım. 11 olunca uyuyup, sabah 8de uyanıp her şeyi yerli yerine, eski haline getirmeyi umuyordum. 11de yattım, uyumakta epey zorlandım. 12ye doğru uyumuşum sanırım, ve 15 dk önce uyandım, ve yine o sesler. Güm güm güm. Ve güm güm. Ve de gümmm. Hiçbir ritim yok. Ve aslında ses çıkaran da yok, sesler kafamın içinden geliyor, ne zaman gözlerimi kapasam, birisi bir yere vuruyor, ya da beynimin üstünde zıplıyor, ya da ramazan davulu çalıyor, ya da uzak doğudaki müsabakalarda başlangıç gongunu çalıyor, ya da birisi düğünde silah atıyor, ya da belediye yine anlamsız havai fişeklerinden atıyor. Ne olduğu umrumda değil, uyuyamıyorum. Sanırım gördüğüm rüya yüzünden oldu.</p>
<p>Rüyamda uyuduğumu gördüm, çok huzurlu uyuyordum. Nevresimler ve oda duvarlarının rengi bembeyazdı. Gündüz ortasıydı, perdeler de bembeyazdı, dışarıda çok parlak bir güneş vardı ve bu güneşin beyaz ışığı perdeden filtrelenerek içeri giriyordu. İçerisi tam bir beyazlık içindeydi, pür beyazlık. Ben de mışıl mışıl uyuyordum. Sonra odanın beyaz kapısı birden açıldı, içeriye birden çelik girdi. Evet bildiğin çelik, şarkıcı çelik, atatürkçü çelik. Ve bana doğru bağırdı, dum kah kah, dum kah kah.</p>
<p>Ben küçükken çeliği çok severdim. Kardeşim de burak kutu severdi. Sonra bunlar klip çekince kral tvde top 10 gibi birşey vardı, orada sıralamaya girerlerdi. Kardeşimle biz ordan yarışırdık. Haha çelik nasıl çaktı oğlum diye kardeşime takılırdım. Bütün kasetleri vardı bende, her kasetinde atatürke şarkı yapardı. Epey küçükken atatürkün öldüğünü öğrenmiştim, biraz üzülmüştüm. Çünkü adını çok duyuyordum, iyi birine benziyordu, ölmesi beni üzmüştü. Sonra çeliğin şarkılarını dinleyince, gizliden gizliye atatürkün çeliklerin evinde oturduğunu, veya gizlendiğini veya korunduğunu filan düşünmeye başlamıştım. Çünkü şarkılarında hep sanki onunla görüşüyormuş havası vardı. Anneme dedim, anne atatürk çeliklerde mi oturuyor dedim, o da ,yok oğlum öldü dedi. Aklım almıyordu bu işi, neyse işte bu çelik, rüyamda bana musallat olup dum kah kah, dum kah kah dedi. Bir de ne çirkin adamdı ya, onu görünce epey korktum, hemen sıçradım yataktan, bu sefer adamakıllı terlemişim. Ve baş ağrım devam ediyor. Üstümü değiştirip tekrar uyumayı denedim, yok olmadı, ne zaman gözümü kapatsam sabahki güm güm sesleri. Takmıştım bir kere kafayı.</p>
<p>Ve sonra kalktım, içeri geldim, bilgisayarı açtım, 2. günlüğümü aynı gün içinde yazdım. Ama aslında saat 12yi geçtiğine göre bu 2. günün yazısı olabilir. Ama bu gün içinde bir yazı daha yazabilirim  gibi geldi. Çünkü ortam çok cinnet olmaya başladı. Ve ben gittikçe sinirleniyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/134/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>çatı tamiratı-1</title>
		<link>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/133</link>
		<comments>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/133#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 12:59:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>reşat</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[normalized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://resat.dilbaz.org/wp/archives/133</guid>
		<description><![CDATA[1 Haziran 2010 salı ,  saat: 15:21
 Sanki hayatımda ilk defa başım ağrıyormuş gibi. Tüm sinirlerim gergin. Evet fiziksel olarak gerginlik var, kopacakmış gibi sanki gerinmeye çalışsam. Bugün çatı tamiratının başladığı 3 gün oldu. Çatı tamiratı demek sabah 9dan akşam 6&#8242;ya kadar evin çatısında bir takım adamların güm güm güm birşeylere vurması demek. Hiç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1 Haziran 2010 salı ,  saat: 15:21</p>
<p> Sanki hayatımda ilk defa başım ağrıyormuş gibi. Tüm sinirlerim gergin. Evet fiziksel olarak gerginlik var, kopacakmış gibi sanki gerinmeye çalışsam. Bugün çatı tamiratının başladığı 3 gün oldu. Çatı tamiratı demek sabah 9dan akşam 6&#8242;ya kadar evin çatısında bir takım adamların güm güm güm birşeylere vurması demek. Hiç durmamaları demek. Hiç ara vermeden vurmaları, kafanı şişirmeleri demek. Ve eğer finalleriniz varsa ve evde kalıp ders çalışmanız gerekiyorsa, eğer geceleri oturup gündüzleri uyumayı seviyorsanız ve tepenizde birileri güm güm diye ses çıkartarak, sanki delicesine zıplayarak yapılan bir embesil dansı gibi hiç durmadan zıplıyorsa, çatı tamiratı demek, cinnet demek. Ama başlarda hiç bu kadar zor değildi.</p>
<p> İlk günlerde onu hafife aldığımı hatırlıyorum. İlk iki gün bu aralıksız ve bir ritimden yoksun vuruşlara katlanabileceğimi sanmıştım. Hatta keşke ritimli olsalar diye düşünüp, ritimli gibi vurduklarında onlara eşlik bile ettiğim olmuştu. Gündüzleri de erkenden kalktığım için uykumun büyük bölümü sağlıklı gece uykusuydu. Sanki sadece ufaktan sinir edici birşey gibiydi ama, yoksayılabilirdi. Ta ki, bu sabaha kadar.</p>
<p>Bu sabah 11de sınavım vardı, ben de geceden ders çalıştım, sonra geç oldu, uykum geldi, yemek yiyip uyudum. Sabah uyandığımda saat 9.15 civarıydı. Tepemde birileri zıplıyordu. Güm güm güm ve gümgüm. Sonra gümgümgüm. Sonra güm. Kaçış yoktu, uyanmalıydım. Uyanmaya çalışırken farkettim ki, çok fena başım ağrıyor - ki benim başım hiç ağrımaz. Ne yapsam geçmedi, çünkü yukardan biri sanki beynimin içinde zıplıyordu. Güm güm. Sonra gügügügüüm. Sonra gümmmmmm. Hiçbir ritmi yoktu. Çok doğaçlamaydı.</p>
<p>Bütün gün, yani şimdiye kadar baş ağrısıyla gezince başı ağrayan insanları anlamaya başladım. Pek yaşanılası bir hayat değildi. Sonra bu baş ağrsının sinirlenmeye doğru geçirdiği evrimi sanki dışardan bir gözle izledim. Neredeyse normal insanlar gibi sinirlenmeye başladım -ki ben pek sinirlenmem. Sinirlenince saçmalayan insanları anlamaya başladım. Hiç güzel bir yaşam tarzı değildi, sinirli hayat. Sürekli saçma şeylere sinirlenip, sonra saçma şeylere sinirlendiğini farkedip kendine sinirlenip, sonra kendine sinirlenmenin manasızlığını kavrayıp her şeye sinirlenip insanın kendi ve her şeyden soğuması olayı gerçekten pek güzel değil. Ama tüm bunların katlanarak artması beni gerçekten korkutuyor.</p>
<p>Hafif cinnet ortamına girdiğimi ayrımsıyorum. Çünkü hala, şu anda bile, güm güm güm güm güm, durdu. Güm güm gümmm, durdu. Sanki bir lanet gibi, akşam 6ya kadar durmayacağını bildiğin bir lanet. Evden kaçmak lazım evet. Ama ders yapmam da gerek. Dışarda ders yapmak çok sıkıcı, ayrıca dışarısı çok sıcak. Ayrıca evde güm güm güm ve güm. Tekrar güm. 6ya kadar durmak yok. Çok uykum var.</p>
<p>Eve gelince çok sevdiğim öğlen uykusunu uyumaya karar verdim- ki ben boşsam mutaka öğlenleri 1 saat uyumayı adet edindim. Ama bu güm gümlerle olmayacağını farkettim. Yine de bir umut yatağa yattım. Güm güm güm. Gözümü kapadım, başka şeyler düşünmeye çalıştım. Ama güm güm güm. Yok olacak gibi değil. Sonra aklıma pamul geldi. Pamukla kapattım kulaklarımı. Ama bu sefer de titreşim. Evin her yerinden titreşim geliyordu, her yukarıdan vurduklarında. Ve bu titreşimler en az sesleri kadar rahatsız ediciydi, veya ben çok kötü bir durumda olduğum için rahatsız oldum-ki ben normalde pek birşeyden rahatsız olmam. Gece uyuduğum kısa uyku, baş ağrısıyla uyanmam, sonra öğlen uyuyamam, beni yemek yemeye teşvik etti.</p>
<p>Ben de acıkmadığım halde birsürü şey yedim. Dondurma almıştım -ki bayılırım, erik almıştım -ki hastasıyım, bir de şiveps mandalina onlardan yedim içtim. Hem de çok. Sonra güm güm güm. Sinir bozucu bir şekilde, tvye bakarak -ki ben normalde hiç tv izlemem- birsürü şey yedim. İzlediğim her şeye sinirlendim. Bu olaylar çok sinir bozucuydu, insanların yaklaşımı, insanların sığ oluşu çok sinir bozucuydu. İnsanlar nedense çok gerizekalı gözüktü bana ve buna çok sinirlendim-ki eskiden gerizekalılara gayet katlanabiliyordum. Sinirlendikçe kanal değiştirdim, kanal değiştirdikçe yedim, yedikçe içtim. Ben izledikçe, yedikçe, içtikçe güm güm ve güm. Tekrar güm. Gümmmm. Durdu bazen 10 saniye, çöldeki vaha gibi. Bahanın şarkısı. Ne gerizekalısınız hepiniz. Bu israilliler, bu filistinliler, bu faşistler, bu sosyalistler, hepsi, toptan. Sinir oldum hepsine, sonra bunlara sinir oluyorum diye kendime sinir oldum. Sonra çok yemekten ve sinirden karnım ağrımaya başladı- ki benim normalde hiç karnım ağrımaz.</p>
<p>Bunları yazarken yine güm güm güm. Hiç bitmeyecek gibi, ama neyse ki 6da bitiyor. Güneşin alnında, karnı ve başı ağrıyan ve uykusuz ve sinirli bir şekilde, ders yapabileceğim -ki bu dersten de nefret ediyorum- bir yere gitmeyi deneyeceğim. Ah bir uyuyabilsem.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://resat.dilbaz.org/wp/archives/133/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
