Madem ki yarın sunum günü, o zaman bloga girip yazı yazabilirim diye düşündüm. Bu da bir nevi procrastination sayılır. Psikolojideki procrastination teriminin bende çağrışan tek karşılığı şu yumurtanın dayanması hikayesi. Daha açık ve samimi ifadesi olan yumurtanın göte dayanması olayı bana argodan çok psikolojik bir terim olarak görünüyor artık. YGD olayı çok yaygın görülen bir durum. Bende çok eğlenceli bir şekilde görünse de, bazı insanların büyük derdi olabiliyor.
Ben yine de yumurtayı dayandırıp işlerimi halletmeyi seviyorum. YGD günlerinde mesela, evi temizlerim mutlaka, o bi kesin. Bulaşık ve çamaşır yıkarım, o da bi kesin. Bloga yazıyorum genelde. Bugünkü YGD günümde fotoğrafa çıktım. Harika bi hava vardı, ışık filan süperdi, allaha respect çektim. Üsküdardaki balıkçıları çektim, hepsi özünde iyi insanlar, ama balıklara o yapılanlar beni biraz soğuttu, bir de rüzgar vardı, haliylen üşüdüm.
Sonra eve geldim, doktor ötkerle iyi ahbabız bu aralar, çikolata sosu yapıp çileklerin üzerinde döktüm. Şu adını hatırlayamadığım çikolata evinde yemiştim, çikolatalı çilekler, adını da hatırlayamadım şimdi, petit birşeydi. Ama peti diye okuyoruz. Hep son harfi okumuyoruz, yani fransızlar okumuyor. Bir adam varmış, masada oturuyormuş, etrafındaki insanlara nutuk çekiyormuş, şey diyormuş, “Fransızlar salaktır, salak. Evet, salaktır. Mesela son harfleri okumazlar, eşeklik edip yine de yazarlar. Evet fransızlar salaktır.” Sonra etrafındakiler gülüyormuş. Arkadaşım anatmıştı bana, çok cinnet bir sahne, keşke ben de şahit olsaydım. Sonuçta diyip bağlıyorum; ben o çileklerin üstüne çikolata sosu döküp bir güzel yedim.
Sonra sunumumu gözden geçirdim. Daha çok görsel tarafıyla ilgileniyorum ben sunumumun. Fontları resimleri ve temayı elden geçirdim. İçeriği nasıl olsa doğaçlama da uydururum diye kısa kısa şeyler yazdım. Sonra oh bitti, bi ara tekrar gözden geçiririm diye kapatıp internete girdim. Bu procrastination olayını araştırdım. Yani YGD olayı. Ayrıca bu yumurtanın göte dayanmasını kibarlaştırmak için şey diyorlarmış, yumurtanın kapıya dayanması. Hahahah, çok komik, bir o kadar da samimiyetsiz. Kıça dayanmak da diyebiliriz belki ama o denizcilik terimi diye burda kullanmak istemedim. YGD kullanıyorum, işte o kadar.
İşte araştırırken wikipedyada, değişik şeylerle karşılaştım. Slow time diye bir olay varmış. Bu modernitenin anlamsız hızına karşı bir tepkiymiş, slow food, slow travel, slow sex gibi kısımları varmış. Benim hoşuma gitti açıkçası. Sonra dedem aklıma geldi, inanılmaz yavaş bir insandı. Demek ki dedem, modernitenin bu anlamsız hızına karşı bir duruş sergiliyormuş, biz ise bunu anlamayıp, mesela Herekeye halama giderken dedemin bakkalda yavaş hareketlerle poşete portakal doldurmasına içten içe sinir olurduk. Slow timecı dedemi burdan rahmetle anıyorum. Bebekleri severken de “çiçuv çiçuv” yapardı. Bu dünyada gördüğüm en orjinal bebek sevme şekli.
African Time diye birşey buldum, ırkçı bir söylem gibi geldi baştan, sonra araştırdım da işin iç yüzü başkaymış. Yine bu modern dünya fikirlerinin anlamsızlığı üzerine birşeymiş. Sonra Colored People’s Time diye birşey öğrendim. Adı çok hoşuma gitti ama mesela bu ırkçıymış. Amerikada yaşayan zenci ve melezlerin, yani renkli insanların, her şeye geç kalmaları üzerine bir şakaymış. CPT diye kısaltıp, haha işte CPT, yine geç kaldı diye espiri yapıyormuş beyaz adam, karşındaki zenciye. Ayıp ama arkadaşım, zenciler bi kere çok güzel müzik yapıyo, bi de çok güzel basket oynuyolar. Ben keşke zenci olsaymışım, dansları çok havalı.
31 aralığa da girmişiz. Mesela bugün sonlanmadan Konyada olmayı planlıyorum. Burdan bakınca oldukça hızlı bir hayat dede, evet. Sen de haklısın, ama bazen bu hız güzel olabiliyor. Yeni yıla girerken ne yapıyorsan bütün yıl onu yaptığını düşünen kosovalı arkadaşlarımın yılbaşına doğru kız arkadaş bulma çabası aklıma geldi. Büyük ihtimalle ben de 2010 yılında sürekli gezicem, e bu da gayet harika birşeye benziyor.